Kategori: Film/Dizi Yorumlarım

  • Taxi Driver

    Süre | 1s 55dk | Dedektif, Dram, Gerilim

                    Film Yorum: Özcan ATAR

    Taksi Şoförü filmi de o zaman için harika bir film denilebilir. Bugün izlediğimiz filmlerin anası gibi bir şey. Sinema tekniklerinin ve oyunculukların zaman içindeki gelişim ve değişimlerini işte bu eski filmlere bakarak daha iyi anlayabiliyoruz. Hele insanların fiziksel değişimini görmek isteyenler için eşsiz filmler. İnsan işte hep kendi soyunun her durumunu merak eder. Onun için sosyal medyada sanatçıların değişimleri kısa ve hızlı videolar şeklinde önümüze her zaman çıkar. Öyle ki pek çok insan onca videonun içinde bu videolara takılır kalır.

                    Filmde o bir Vietnam Gazisinin psikolojisi üzerinden Amerikan toplumunu sorunları ele alınmakta. Birey ve Toplum ilişkisinin incelendiği güzel bir film. Filmde kamera objelere odaklanmakta. Kamera teknik olarak objelere yakınlaşıp uzaklaşmakla o gün için bir teknik iken bugün için bize harika bir nostalji sunuyor. Taksideki taksimetre ne kadar güzel. Dijital dünyadan bakınca sayacın akması… O yıllardaki giyimler arabalar eşyalar insanların saç stilleri vs. Her şey insana zamanda yolculuk yaptırıyor.

    Robert De Niro filmde yalnız yaşayan ve büyük ihtimal savaştan kalma bozuk bir psikolojiye sahip geceleri hiç uyuyamayan depresif asosyal bir kişilik olarak karşımıza çıkıyor. Aslında zıtlıklar örülmüş bir karakter Travis Bikle. Evde yalnız ve her şeyi günlüğüne yazıyor. Günlüğü ne kadar normal ise bu kişi o kadar da anormal. Hiç uyuyamıyor. Taksi Şoförlüğü yaparak bu sıkıntısını gidermek istiyor. İşe alınıyor fakat bu kişi içi çok insancıl olmakla beraber dışa karşı agresif. Pek çok kişinin gitmekten korktuğu mahallelere dalıyor. Orada gördüğü çirkinlere kafayı takıyor. Bir an mutlu akıllı uyanık ve güler yüzlü görünürken bir anda içine şeytan girmiş gizemli, uyumsuz sinirli bir kişi oluveriyor. Hiçbir şeyi umursamayan gözüküp her şeyi takıntılı bir şekilde umursayan kişi oluveriyor. Hem içe dönük hem de uyanık bir fırlamaya dönüyor. Âşık olmaktan uzak bir insan tipi çizerken bir anda Cybill Shepherd’e (filmdeki adıyla Betsy ) açıkça aşk-ı ilan eder. Kızla tanışır tanışmaz kızın psikolojik tahlilini yapar ve kız bundan etkilenir. Standart insanların içinde Travis kıza çok farklı görünür. Fakat Besty ile tanışan Travis kızı gayet doğalmış gibi ilk gün porno filme götürür. Kız hemen Travis’i terk eder. Travis buna bir anlam da veremez. Geceleri taksicilik yaparken Travis küçük bir kızın  ( Jodie Foster ) fuhuş çetesi tarafından zorbalığa uğradığını görür ve İris’i onların elinden kurtarmak için mücadeleye girer. Bugünkü psikoloji filmleri kadar elbette başarı beklenilmemeli filmden. Film genel hatlarıyla basit bir kurgu olsa da filmin oyuncaları için ve o günkü insanları şehri objeleri seyretmek için film izlenebilir.

  • A Fortunate Man

    Süre: 162dk

    Tür: Dram

    Yönetmen: Bille August

    Senarist: Bille August

    Yapımı: 2018 – Danimarka

    Oyuncular : Esben Smed, Katrine Greis, Julie Christiansen, Rasmus Bjerg

    Şanslı Per (Lykke-Per) Danimarka edebiyatında şaheser sayılan   Henrik Pontoppidan tarafından 1894-1904 yıllarında sekiz cilt halinde yazılan uzun bir romanın uyarlamasıdır. Bille August tarafından sinemaya uyarlanarak 2018 yılında gösterime girmiş…

    Bu film kült film olabilecek bir film. Görüntüler filmin akışı kıyafetler her şey muhteşem. Danimarka’nın tarihinde din ve aklın çatışmasını harika yansıtmış olan bir film. Hıristiyanlığın eleştirisi mi aklın eleştirisi mi doğrusu seyirciye kalmış gibi. Oğul-baba, Oğul-anne çatışmaları toplum baskısı, toplum hiyerarşisi, torpil gibi pek çok şeyi bulabilirsiniz bu harika filmde. Filmi üç saat sonuna kadar soluksuz izliyorsunuz hem de gözleriniz sanata güzelliğe doyuyor.

    Per’in babası katı bir Hristiyan’dır. Baskıcıdır. Bilime inanmaz. Per bu baskıdan kurtulmak ister ve üniversitede mühendislik okur. Maddi yönden oldukça zayıftır. Aileden de hiçbir konuda destek almaz. Babasının cenazesine gitmez. Per aydın ve zeki bir mühendistir. Aklında ülkeyi ekonomik olarak kurtaracak projeler vardır. Fakat bu projelerin uygulamak için paraya ihtiyaç vardır. Per’de para yoktur. Elinde projeler kapı kapı dolaşır fakat ne mümkün tüm kapıla yüzüne kapanır.

    Bir gün beklenmedik bir şekilde zengin bir burjuva il karşılaşır. Zengin aile ile iletişime geçmek isteyen Per zengin ailenin küçük kızıyla flörtleşir. Fakat Per büyük kız Jkobe Salomon’u(Katrine Greis) görünce onunla birlikte olmak ister çünkü ailenin büyük mirası büyük kıza kalacaktır. Baba Per ile büyük kızın evlenmelerine karşı çıkmaz.

    Per, su ve rüzgar enerjisinden elde eilen enerji ile ülkede büyük ekonomik gelir elde edileceğini devletin bu proje ile zenginleşeceğini öne sürer. Fakat şehrin baş mühendisi bu projeyi alır fakat develete taşımaz ve Per’e projenin işe yaramayacağını söyler. Per bundan dolayıdır ki zengin aileye yanaşır. Proje aile tarafından kabül görür, Per hem projesini bu burjuva aileye kabule ettirir  hem de büyük kızla evlenmeye karar verir. Büyük kız hamiledir. Salomon bu mutluluğu paylaşacakken Per’de bir anda kendi şehrine dönmek arzusu ortaya çıkar ve hem ailesine doğru çekilmeye başlar. Bir zamanlar babasından nefret ediyorken şimdi onun yolundan gitmaya karar verir ve Salomon’u terkeder. Zengin aileyi de terk eder. Per kendi köyünde bir kızla evlenir. Çocukları olur. Ancak filmin ilerleyen saatlerinde Per kendini toplumdan soyutlar. Aslında filmde babanın ahı tuttu izlenmi var.

    Filmde ilginç olan Salomonun çok sağlam duruşu. Per kendisini  hamile bir şekilde terk edince yıkılmaz. Belli zaman içine çekilir evden uzaklaşır ama duygularını değil  aklını kullanır. Per düşüşe geçerken Salomon yükselir. Kendi idealleri doğrultusunda çok başarılı olacak bir okul açar.

    Bir gün Per’in köyüne gelir Salomon ve Per’i görür. Per tek başına her şeyden uzak bir dağda yaşamaktadır. Ancak… filmin sonunu yazmıyorum. Film başlarda bekleneni karşılamıyor ama ilerleyen dakikalarda adeta ekrana çakılıyorsunuz.

  • Revolutionary Road- 2009

    Yorumlayan: Özcan ATAR

    Tür:  Dram, Romantik

    Süre :   2s 5dk 

     Senarist : Justin Haythe

    Evet  bu magazinsel bilgilerden sonra filme gelirsek. Görüntüler 1950’li yılları bize yaşatıyor. Giyimler eşyalar  harika. April ve Frank kendilerinin evelendikten sonra  herkesten farklı olacaklarına inanırlar. Evlenirler ve zaman ilerlerken dışarıdan pırıltılı bir aile izlenimi verirken içten çözülmeler başlar çift arasında. Frank ve April  tekdüzelikten sıkılmaya başlarlar. Frank aynı işte kazancını yükseltemez April ev hanımı olarak kalır ve küçük kasabada kendilerini hayal ettikleri yerde bulamazlar. Winslet  rolünde çok başarılıdır. Leonardo da hakeza. April bu hayattan kurulmanın başka bir ülkeye taşınmakla olabileceğine inanır fakat  Frank’ı da ikna etmesi gerekmektedir. Frank çok zor olsa da ikna olur ve Frank  farklı bir ülkeye gideceklerini herkese anlatır. April de mutludur. Aile artık mutludur. Aslında sadece Wheeler ailesi değil hemen pek çok aile mutsuzdur fakat herkes sıkıntısını içine atmaktadır. Karşı komşularına ziyaretlerinde Frank ve April , kasabadan ayrılacaklarını söylediklerinde komşuların tepkisi şaşkınlık ve kıskançlık olmuştur. Onlar da bulundukları durumdan mutlu olmadıklarını göstermişlerdir.

    Frank her ne kadar farklı bir ülkeye gitmek konusunda eşinden etkilemişse de gittiği ülkede eşinin çalışıp kendisinin işsiz evde oturacağı fikri düşüncesi onu içten içe kemirmektedir. Bir gün çalıştığı yerde patron ona terfi yapabileceği bir iş fırsatı teklif eder. Kazançları da artacaktır hem de Frank  rutinden kurtulacaktır. Fakat bu durum Frank için olumlu ise de April için daha fazla girdaba kapılmak olacaktır ki April bu helezondan kurtulamaz ve günler ilerledikçe April iyice mutsuzluk içinde depresyona girer. Frank’ın , bir zamanlar kendisini aldattığını itiraf ettiği aklına gelir ve April karşı komşuyla Frank’ı aldatır. İşler iyice sarpa sarmış ve o imrenilen  Wheeler ailesi tam anlamıyla çökmüştür. Frank her şeyden habersiz yeni işinde mutludur. April’in mutsuzluğuna anlam veremez. April komşuyla sadece bir gecelik beraber olur. Bir daha olmaz zaten komşusuna aşık filan da değildir. Sadece hayata eşi Frank’a karşı bir intikamdır. Ancak April komşudan hamile kalır. Bunu Frank’a nasıl izah edecek? İşler nasıl ilerleyecek? Okuyuculara bırakıyorum.

  • Izgnanie (Sürgün)The Banishment

    Vizyon Tarihi: 22 Şubat 2008

    Süre: 158dk

    Tür: Dram

    Senarist:  Andrei Zvyagintsev,

    Yapımı: 2007 – Rusya

    Oyuncular: Konstantin Lavronenko,Maria Bonnevie

    Yorumcu: Özcan ATAR

    Magnifikat
    Annunciation

    Alexander dağ evinde kendi sessizliğinde yaşarken ve her şey normal gidiyormuş zannederken Vera ona ilk şoku yaşatır ve : “Hamileyim, ama çocuk senden değil Alexander.” der.  Alexander beyninden vurulmuşa döner aslında hamileyim dediğinde Vera ona bile tepkisi “e tamam o zaman” gibidir. Ancak “senden değil” cümlesi gelince duyguları – ki  o da nefret- ortaya çıkar. Bir tokat Vera’ya…evden çıkar Alexander ve koşar, koşar, koşar sonra tekrar geri döner. Sessizlik iki tarafta cıvıldayan sadece çocuklardır. Ama Vera için çocuklar da hayat da bir önemli değildir. Her şey bu dünyada sukut etmiştir.

    Alexander dağ evine doktor çağırır kürtaj için. Vera kürtaj sırasında ölür!…Alexander pişman, üzgün ama ne fayda.

    Zvyagintsev’in filmlerinde hakim unsurlar: Sevgisizlik, derin sessizlik, harap evler, karanlık koyu gri sokaklar, din, uzun bitmez yollar, mutluluk, ümit  de olabilir anlamında geniş ovalar, engin denizler, sanat, gizem, derin bakışlar, beklentiler ve elbette şok . Bunlarla kuşatılıyorsunuz. Bu tip ağır giden filmleri sevmeyenler için elbette çok can sıkıcı olabilir.

    Filmin sonunu yazmayacağım ama bu yazıyı okuyanlar filmi seyrettiklerinde anlayacaklar!

  • The Equalizer-III

    Orijinal İsmi: The Equalizer – III

    Vizyon Tarihi: 1 Eylül 2023

    Süre: 109dk

    Tür: Aksiyon, Gerilim, Suç

    Yönetmen: Antoine Fuqua

    Senarist: Richard Wenk , Michael Sloan , Richard Lindheim

    Yapımı: 2023 – İtalya ,  ABD

    Oyuncular : Denzel , Dakota Fanning, David Denman

    Denzel Washington dünyaya aktör olması için gönderilmiş. Tam bir yetenek. Ben onun 1987’de çekilmiş Cry Freedom filmini seyrettiğimde çok etkilenmiştim. Pek çok filmi var ama Malcom X benim için ayrı bir değere sahip. Denzel Washington’un ilerleyen yaşına rağmen ADALET-1, ADALET2 ve ADALET-3 serilerinde bu kadar başarılı olabilmesi takdire şayan.

    Adalet-3 filmi de hemen her yönüyle muhteşem. Filmde aksiyon var, sanata vurgu var, psikoloji var, kin var var, mutluluk var. Bravo. Tüm bunları 2 saat boyunca bıkmadan usanmadan gözünüzü kırpmadan izleyebiliyorsunuz. Film böyle çekilir. Senaryo böyle yazılır, bir film bu kadar güzel kurgulanır.

    Amalfi/İtalya The Equalizer-III Filminin çekildiği kasaba

    Hani pek çok filmde vahşet gördüğünüzde bir irkilir biraz tiksinti duyarsınız ya. Bu filmde bu sahneler ne zaman gelecek diye beklersiniz. Zaman Robert McCall’in ( Denzel Washington) kölesidir. Zaman, özen, dikkat ve muhteşem sonuç. Aslında Robert McCall  -adaleti sağlamak için bile olsa- yaptıklarından dolayı vicdan azabı çekmektedir ve temiz bir sayfa sakin bir yaşam için kendini bir İtalyan kasabasına atar. Fakat ne mümkün! İtalyan mafyası bulunduğu şirin şehirde halkı baskı kurmakta zorla işyerlerini haraca bağlamakta ve hatta bu görünen zorbalıktan daha öte uluslararası eroin kaçakçılığı da yapılmaktadır.

    Dakota Fenning’in ( Dakota Fenning 2004 yılı yapımı olan Gazap Ateşi [Man On Fire] filminde daha 9-10 yaşlarında iken Denzel ile birlikte rol almış) de rol aldığı adalet-3 filminde Amalfi kasabasını  bir tablo gibi önümüze serip bir göz zevki haline getiren yönetmen Antoine Fuqua’yı da kutlamak gerekir. Ne güzel görüntüler. Aslında filmde iyilik – güzellik ile kötülük-çirkinlik iç içe geçmiş ve bu filmin hemen her karesinde hissettirilmiş. Balıkçının Robert McCall’e içtenlikle balık vermesi, polisin, doktorun, garsonların, orada yaşan sakinlerin ona davranışları Robert McCall’i olağanüstü etkilemiştir. Elbette Robert McCall’in bu kasabayı beladan temizlemesi kaçınılmazdı. Her ülkenin bir Robert McCall’i vardır ki iyi ki de varlar. Robert bana Osmanlıdaki Akıncıları hatırlattı. Evet! Osmanlı akıncıları ve Yeniçerileri gittikleri ülkelerde zorbalara göz açtırmazlar ve adaleti sağlarlardı. Evet, sadece bir kişi bile bir şehri korurdu. Öyle ki İtalya’nın Moena kasabası bunlardan sadece biri.

                    Filmin son karesinde havai fişekler göklere doğru yükselir ve geceyi aydınlatır. Adalet ve iyilik kazanmıştır. Film bitmiştir ve herkeste bir tebessüm…