1800’lü yıllarda Fransa’da bireylerin ve halkın sanat eğlence edebiyat ve teknoloji alanlarında hangi düzeylerde olduğunu gösteren ciddi kaynaklar var.
Opera Balı (Le Bal de l’Opéra), temelleri 18. yüzyılın başlarında Fransa’da atılan, Paris toplum hayatının en görkemli, en gizemli ve zaman zaman da en çılgın eğlence geleneğidir.
Maskelerin Ardındaki Eşitlik
Opera Balı’nın en önemli özelliği maskeli olmasıydı. Kadınlar genellikle “domino” adı verilen, vücut hatlarını tamamen örten pelerinli bir maske takarlardı. Bu sayede bir soylu ile bir işçi, bir prenses ile bir tezgahtar kimliğini gizleyerek yan yana gelebilirdi. Bu “pinhan” (saklı) kalma durumu, baloya muazzam bir gizem katıyordu.
Oyuncular : Ertan Saban, Ertan Saban, Ahmet Rıfat Sungar, Okan Yalabık, Bensu Soral,Birce Akalay, Melis Sezen, Mehmet Özgür
Nihayet güzel bir Türk filmi yapıldı. Gerçek olaylardan alınma bir film. 1930’lu yıllarda Atatürk’ün yaratmak istediği Türkiye’yi bize çok güzel gösterdi. Atatürk’ün gerçekleştirmek istediği bir çok planlardan biri de Sanat alanında Avrupa’ya yaklaşmaktı elbette. Aslında bu sadece Atatürk’ün değil Osmanlı’nın son dönem padişahlarının da ulaşmak istediği bir amaçtı. Farklı olan Atatürk’ün bu amacı gerçekleştirmek için harekete geçmesi ve şartlar ne olursa olsun onu gerçekleştirmesiydi. Bu filmde de ortaya çıktı ki Atatürk demek ZAMAN demektir.
Evet, Atatürk’ün Türkçe konuşması filmdeki gibi miydi doğrusu hiç bilmiyorum ama bana biraz kulak tırmalayıcı geldi. Türkçemizi kendi şivesiyle değil de İstanbul şivesiyle konuşsaydı daha iyi olurdu belki.
Film, Cumhuriyet tarihimizde sahnelenen ilk opera olan Özsoy Operası‘nın etkileyici öyküsüne odaklanıyor.
Filmde karmaşık olay örgüsü yoktu. Modern film veya dizi senaryosu yoktu. İdealizm vardı. İlginçtir İstiklal Marşımızın bestecisi ile Adnan Saygun’un arasında bu kadar husumet olduğunu ilk defa görmüş oldum. Var mıydı bu husumet? Olabilir. O günlere dair o kadar az şeyler biliyoruz ki! Atatürk’ün aşkı Ahmet Saygun’un idealizm uğruna eşini ihmal etmesi (filmde öyle yansıtılıyor), ilk opera gösterisinin getirdiği gerginlikler vs. hepsi de iyi oyunculuklar ile başarılı bir şekilde ortaya konmuş. Her zaman şunu derim senaryomuz çok sağlamsa onu oynayacak çok yetenekli oyuncular var bizde.
Bir filmi kült yapacak olan konusu ve senaryosudur. Bence diğerleri daha yan faktörler. Kaldı ki bu filmde de öyle efektler, farklı mekanlar, zengin bir aksiyon filan yoktu.
Ertan Saban Atatürk’ü iyi canlandırmaya çalışmış. O günün havası yakalanmış. Büyük ideallerin içine küçük kaygılar da eklenmiş. Benim hoşuma gitmese de araya Amerikanvari komedi de yerleştirilmiş. O günün insanlarında hele bu kadar stresli bir ülkede komik konu da Atatürk’ün yapılmasını istediklerinin yerine getirilmesi aşamasında insanların komik davranışlar gösterebilmeleri ki bu bir askerdi mümkün müydü? Bilemem belki de mümkündü.
Türk filmlerinin içinde bize biraz olsun oksijen almamızı sağlayan böyle bir filmi her şeyiyle ortaya çıkaranlara teşekkür ederim.