Etiket: Türk

  • Ali Suavi (1839-1878) : Türkler

    Ali Suavi gibi cevval bir gazetecinin bir makalesini sunuyorum. Makalenin yazıldığı tarih 1869 : “Avrupa’da ırk meselesi vardır. Yani bir milletin kabiliyet ve yeteneğine hükmetmek için bağlı olduğu şubeye bakma inancı mevcuttur. Bu görüş sahiplerinden bazı tanınmış kişiler, Türkleri zihinsel çalışmalardan yoksun, sadece kaba bir kahraman gibi değerlendiriyorlar. Bu değerlendirmenin yanlış olduğunu göstermek isterim. Öncelikle Türk’ü kısaca tarif edeyim:
    Türk, aslında Maveraünnehir’de, Çin’in kuzeyine doğru yaşayan Yafes’in soyundandır. Türk ve Tatar’ın zaten bir aileden olduğu kesindir. Bunlar ile Slav, Avar, Bulgar ve Çud ve Finliler hep İskitler içindedir. Herodot (Kitap 4-5), İskitler’in her milletten daha yeni olduklarını bizzat kendilerinden naklederse de Latin tarihçi Cüstiyen (Kitap 2 Bölüm 1), İskitlerin kendilerinin Mısırlılardan daha eski olduklarını iddia ettiklerini anlatır ve bunu bazı yönlerden doğrular. Türk isminin kaynağı hakkındaki görüş ayrılığı bilinmektedir. En doğru görüş, bir hanlarının isminden alınmış olduğunun düşünülmesidir. Çin tarihçileri ilk Türk hanını “Tuku” adıyla yazarlar. Arada “r” harfiyle telaffuz edilen çoğu kelimede Çin dilinde “r” harfi düşer ve bazen “l”ye dönüşür. Örneğin Türkler “Pars” derler, Çinliler “pâs”. Türkler “torun” derler, bunlar “tolun”. Buna bakılırsa “Türk” ile “Tuku”nun aynı isim olması uzak değildir. Anlamca da buna işaret vardır. Çünkü Tuku kelimesini Çinliler “köpek” ile açıklarlar. Perslerin İskitlere “sek” (köpek) ismini vermesini Herodot (Polimli 64) nakleder. Herodot dördüncü kitabında der ki: “Bunlar bir han isminden alarak kendilerine ‘sıkolo’ derler. Yunanlar ‘sıkleş’ ismini verirler”. Sıkolo kelimesini Darsun haşiyesinde “Slav” ile açıkladı. Bu sıkolo kelimesinin “kolo” ve hanın isminin “Kuluhan” olmasını sanıyorum. Türkler sonradan asıl yerlerinden çıkıp İran’a, Anadolu’ya, Rumeli’ye ve Mısır’a inmişlerdir. Fethettikleri yerlerde birçok hükümet hanedanı bıraktılar. Gazneliler, Selçuklular ve Osmanlılar o hanedanın meşhurlarındandır. Türk’ten nice büyük boylar gelmiştir. Hazar, Kazak, Uygur meşhur boylardandır. Macarlar da Osmanlılar gibi Uygur’dandır. Türk’ün hala mevcut kısımları şunlardır: 1) Osmanlılar, 2) Özbek, 3) Türkmen, 4) Sibirya Tatarları, 5) Kırgız, 6) Yakut ve Çuvaş.

    (daha…)
  • Türk Tarihinin Sessiz Tanıkları: Çin Kaynaklarında Göktürkler

    Türklerin binlerce yıllık tarihini, sosyal yapısını ve devlet geleneğini aydınlatan en köklü belgeler, yüzyıllardır kadim Çin yıllıklarında saklıdır. Bu belgeler arasında Göktürkler (Tujue) hakkında en kapsamlı ve kronolojik bilgileri sunan eserlerin başında, Çin’in prestijli “Yirmi Dört Tarih” (Ershisi Shi) külliyatının bir parçası olan Bei Shi (北史 / Kuzey Tarihi) gelmektedir.

    Tarihçi Li Yanshou tarafından MS 643 ile 659 yılları arasında kaleme alınan bu devasa eser; Kuzey hanedanlıklarının kayıtlarını birleştirerek Türklerin köken efsanelerinden sosyal adetlerine, siyasi ilişkilerinden askeri yapılarına kadar paha biçilemez detaylar sunar. Türk tarihine ışık tutan bu nadide kaynağın orijinal metnini ve bu metnin günümüz Türkçesine sadık bir çevirisini bulabilirsiniz. Önce Çince daha sonra altta Türkçesini yazdım. Yapay zeka ile Türkçeye çevirdim. Çeviride hata olmuş olabilir ancak benim hedefim yapılan tercümeden çok Türklerin eski kaynaklarda nasıl geçtiğini bizzat orijinalinden aktarmak.

    卷九十九列第八十七 突厥 勒》[看正文] [修改] []

    (daha…)
  • Fahreddîn Mubârekşâh’ın Şecere-i Ensâb adlı eseri

    “Hz. Âdem (A. S.)’dan bu yana hiç kimse Türkler kadar padişahların gönlünü kazanıp yüksek mevkilere yükselmemiştir.

     …Görevinde çok başarılı olan Türk padişahı Afrasiyab’a göre: Türk sedefteki bir İnci gibidir; Denizin dibinde olduğu müddetçe değersiz iken oradan çıkınca gerçek kıymeti fark edilir…

     Padişahların taçlarının süslenmesinde, güzel hanımların boyunlarında ve kulaklarında onların güzelliklerini artırır.

     Türkler İslam’a sahip olmalarından dolayı çok zengin sayılırlar. Türkistan’ın diğer milletlerden üstün olmalarının bir sebebi de zaten budur.  

    Türklerin diğer milletlerden üstün olmalarının başka bir sebebi de dünyadaki hiçbir vilayet Türkistan’ın sahip olduğu vus’ate (ulaşım ağı-yerleşke) sahip değildir. Doğuda Çin sınırlarına, batıda ise Rum’a kadar uzanmaktadır.  Kuzeyde Yecuc ve Mecuc sınırına ve güneyde ise Hindistan’ın karlı dağlarına kadar uzanan geniş bir coğrafyayı içermektedir.

    …Türklerin bölgelerinde üretilen ürünler ve acayip eşya, sürekli olarak diğer bölgelere nakledilip pahalı fiyatlara satılmaktadır.  Buna örnek Tatar ve Tibet ve Huten saksısı, Çin kumaşı, kıymetli Türk yakutu, Tilki, Samur, Sincap gibi hayvanların kürkü, ayrıca şahin gibi av kuşları ve çok kuvvetli ve genç develer ve atlar satılmaktaydı…

    …Türklerin vilayeti olan Tokuzguz’da padişah sarayının çatısında çeşitli mücevherlerden yapılmış bir kule vardır ki, kilometrelerce uzaktan bile görünmektedir.  Halk ona tapar.  Çin padişahları ona taparlar ve kendilerini Türkistanlı sayarlar…

    Halk Arapçadan sonra Türkçenin en heybetli dil olduğuna inanır. Çünkü dönemin en iyi emirleri ve komutanları Türklerdir. Dolayısıyla bunlar çok zengindirler ve bunların maiyetinde çok sayıda asilzâdeler hizmet etmekte olup bu sayede itibar kazanmaktadırlar. Okuma yazma bilip kitaplara aşina olan diğer Türkler sihir ve astronomi ile ilgilenirler…Çocuklara yazı eğitimi verilir. Yazıları iki çeşittir: biri Soğd (soğdî ve diğeri ise Toğozğuzi (Oğuz) yazısıdır.

    Türkler hakkında bu tuhaf ve acayip bilgilerin verilmesinin sebebi, onların sahip olduğu özelliklerin diğer toplumlara nazaran üstün olduklarını göstermektir.”

    Kaynaklar :

    1. https://tr.wikipedia.org/wiki/Edward_Denison_Ross
    2. Mehmet Turgut BERBERCAN, Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 4(1): 061-076
    3.  (https://mimarsinan.academia.edu/AbdollahDodangeh/CurriculumVitae Abdollah DODANGEH, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 188, Ekim 2010
  • Kayıp Aydınlanma

    S. FREDERICK STARR/ KAYIP AYDINLANMA ORTA ASYA’NIN DÜŞÜNCE, KÜLTÜR VESİYASİ TARİHİNE BAMBAŞKA BİR BAKIŞ

    Görsellerle zenginleştirilmiş bu sürükleyici kitap Orta Asya’nın orta çağdaki karanlıktakalmış olan Aydınlanma Çağı’nı tarihi sıralamaya sadık kalarak ama kuru bir anlatımdançıkartarak ortaya koyuyor. Dönemin en büyük zihinlerinin maceralı hayatları, büyüleyicibaşarıları ve modern dünyanın oluşumunu nasıl hazırladıklarını açık bir dille anlatan eser,olup biteni sebep-sonuç dairesi içinde okura sunarak zihinlerdeki sorulara cevap veriyor.Kitaba konu olan neredeyse tüm isimlerin Arapça yazmış olmasından ötürü Arapoldukları yönündeki yanılgıyı bertaraf eden kitap bugün Kazakistan’dan Afganistan’a veSincan’a kadar uzanan Orta Asya’da Türki ve İranî halkların nasıl büyük medeniyetler inşaettiklerini gözler önüne seriyor.

    (daha…)
  • Türk Medeniyeti Yolunda

    Yazan : Özcan ATAR

    Yeni Türkiye’nin tartışıldığı şu dönemlerde, dünyanın medeniyetler algi ve bilgisinde bir Türk Medeniyeti’nin varlığından söz edilebilmesi mümkün değil. Bunun pek çok sebebi var; ancak bu vahim tablonun oluşmasında bizim katkımız yadsınamayacak kadar çok.

                Elbette kökü çok derinlerde genetik ve sosyolojik yapımızın da tesiriyle gayri ihtiyari tezahür eden bu sonuç, dünya medeniyetler zincirinde halka olmamıza engel oluyor.

                Sadece ekonomik verilerin değerlendirilmesi ile  “Yeni Türkiye” ideali gerçekçi olmaz. Yeni Türkiye’nin “Türk Medeniyeti” olmasının yol haritası, berrak bir şekilde ortaya konmalı, sağlam bir yöntembilim ile ilmi veriler çerçevesinde derin analizlerin ışığında “Türk Medeniyeti” iddiası gündeme oturmalıdır.

                Anlık çözümcü karakterinden sıyrılarak; ancak derin mistik düşünce helezonlarında kıvrılıp, bedbin Kadiriliğin labirentlerine de yuvarlanmadan kendi Rönesans’ımızı gerçekleştirmek zorundayız. Peki, tüm bunlar nasıl olacak? Elbette üstün ve disiplinli, uzun soluklu, yavaş ve derinden çalışmaların yapılmasıyla oluşacak.

                Bin yıllık tarihimiz, elbette bilim insanlarımıza çalışmalarında çok fazla materyaller sunacaktır; ancak bunları harmanlamak ilmi süzgeçlerden geçirerek çağımızın disiplinlerini de kullanarak spesifik “Türk Medeniyeti” idealini gerçekleştirmek bilim insanlarımızın derdi  ve bunu eyleme dönüştürmek hangi erk olursa olsun o erkin  milli bir görevi olmalıdır.

                Son bir yıllarda yaşadığımız toplumsal travmalara bakınca karamsarlık çökmüyor da değil. Ancak bu sarsıntılar, doğum sancıları olarak algılanırsa ki öyledir karamsarlıktan çok gayretimizi artırmalıdır. Toplum bu devinmeleri yapadursun derin akıl Türk Medeniyeti için çalışmalarına başladı. Bu çalışmaların ilk nüveleri gün yüzüne çıkmaya başladı. Yukarıda da belirttiğim gibi el yordamı ile anlık çözümcülük refleksiyle değil daha sağlam bir yöntembilim ve bilimsel akilci planlı çalışmalar daha da ileriye götürülmeli. Harap olmuş insanlığın kurtuluş ışığı olabilirsek ne mutlu.