Yazar: efecity

  • Bilgi Toplumu olmak çabasındayken

    Yazan : Özcan ATAR

    Teknolojinin eğitim ve öğretim ortamına sunduğu en önemli iki değer bilgisayar ve internettir. Bu her iki yapı birlikte düşünüldüğünde okul ve sınıf gibi fiziksel mekan odaklı eğitime alternatif olabilecek pek çok yaklaşımı anlamlı kıl maktadır. Wilson ve Marsh internet erişiminin öğrencilere kazandırdığı iki özelliğe dikkat çekmektedir (Akbaba ve Altun, 2000). Birincisi, interneti bilgi erişimi ve  paylaşma, iletim ve araştırma amaçlarıyla kullanan öğrencilerin ileriki yaşamlarında teknoloji ile daha barışık olacaklarıdır. Bu bireyler takım çalışmasına kolaylıkla adapte olur ve kendi bilgi potansiyelini yine bu kaynaklar yoluyla yapılandırır. İkincisi ise, internet erişiminin öğrencileri sınıfın fiziki sınırlarından kurtararak onları birey odaklı bir yapı içinde özgüven kazanmaya teşvik etmesidir.

    (daha…)
  • Türk Medeniyeti Yolunda

    Yazan : Özcan ATAR

    Yeni Türkiye’nin tartışıldığı şu dönemlerde, dünyanın medeniyetler algi ve bilgisinde bir Türk Medeniyeti’nin varlığından söz edilebilmesi mümkün değil. Bunun pek çok sebebi var; ancak bu vahim tablonun oluşmasında bizim katkımız yadsınamayacak kadar çok.

                Elbette kökü çok derinlerde genetik ve sosyolojik yapımızın da tesiriyle gayri ihtiyari tezahür eden bu sonuç, dünya medeniyetler zincirinde halka olmamıza engel oluyor.

                Sadece ekonomik verilerin değerlendirilmesi ile  “Yeni Türkiye” ideali gerçekçi olmaz. Yeni Türkiye’nin “Türk Medeniyeti” olmasının yol haritası, berrak bir şekilde ortaya konmalı, sağlam bir yöntembilim ile ilmi veriler çerçevesinde derin analizlerin ışığında “Türk Medeniyeti” iddiası gündeme oturmalıdır.

                Anlık çözümcü karakterinden sıyrılarak; ancak derin mistik düşünce helezonlarında kıvrılıp, bedbin Kadiriliğin labirentlerine de yuvarlanmadan kendi Rönesans’ımızı gerçekleştirmek zorundayız. Peki, tüm bunlar nasıl olacak? Elbette üstün ve disiplinli, uzun soluklu, yavaş ve derinden çalışmaların yapılmasıyla oluşacak.

                Bin yıllık tarihimiz, elbette bilim insanlarımıza çalışmalarında çok fazla materyaller sunacaktır; ancak bunları harmanlamak ilmi süzgeçlerden geçirerek çağımızın disiplinlerini de kullanarak spesifik “Türk Medeniyeti” idealini gerçekleştirmek bilim insanlarımızın derdi  ve bunu eyleme dönüştürmek hangi erk olursa olsun o erkin  milli bir görevi olmalıdır.

                Son bir yıllarda yaşadığımız toplumsal travmalara bakınca karamsarlık çökmüyor da değil. Ancak bu sarsıntılar, doğum sancıları olarak algılanırsa ki öyledir karamsarlıktan çok gayretimizi artırmalıdır. Toplum bu devinmeleri yapadursun derin akıl Türk Medeniyeti için çalışmalarına başladı. Bu çalışmaların ilk nüveleri gün yüzüne çıkmaya başladı. Yukarıda da belirttiğim gibi el yordamı ile anlık çözümcülük refleksiyle değil daha sağlam bir yöntembilim ve bilimsel akilci planlı çalışmalar daha da ileriye götürülmeli. Harap olmuş insanlığın kurtuluş ışığı olabilirsek ne mutlu.

  • Hurdacıdaki Kitaplar

    Hurdacıdaki Kitaplar

    Yazan : Özcan ATAR

    Türkiye gelişecek ilerleyecekse halkının dizi filmleri çok seyretmesiyle sabah akşam futbol konuşmasıyla olacak gibi değil. 

    Müzik, film, dizi ve futbol ile çevrelenmiş olan bizler bu döngüden nasıl kurtulacağız. Acun Bu kısırlıktan bir zahmet kurtulabilirsek Milli Kütüphaneden tonlarca kitabı hurdacılara satmak gafletinden kurtulabiliriz. Hele bu kitapların içinde “değerli eserler” de varsa. 

    Bu kitapların satılması hadisesi doğru ise bu ilk değil. Halit Fahri Ozansoy “edebiyatçılar geçiyor” adlı kitabında 20. Yüzyılın ilk dönemlerinde kitapların, nadide eserlerin , Servet-i Fünun ciltlerinin nasıl satıldığını imha edildiğini yana yakıla anlatıyor. Bir ülkede ilim, kitap bu kadar mı anlamını yitirir. Halbuki bir kitap sadece bir kitap bile bir milletin dünyadaki değerinin ve o ülkenin bir medeniyet oluşturma kapasitesinin olduğunu gösteren delil olur. Kutadgu Bilig eseri de uğruna değer biçilemeyen eserlerdendir ve tevafuken belki de yok olacakken bir sahafta bulunmuş insanlık medeniyetinin daha önemlisi Türk medeniyetinin en değerli hazinesi olmuştur. 

    19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başlarında Uygur yazma eserlerini bulmak ve ülkesine götürmek için at üstünde eşek sırtında Batılı bilim insanlarının, Rus bilim insanlarının Moğolistanda ,Çin topraklarında yaptıkları çalışmalar var ve buralardan buldukları sandık sandık eserler şimdi onların kütüphanelerinde saklı duruyor. İyi ki onlar ele geçirmişler şayet bizde olsaydı -ki olmazdı- hurdacılara satılır geri dönüşümle kitaplar bize poşet, defter kağıdı olarak gelirdi. Peki bu bilim insanları niçin kendilerini hırpalarcasına bu eserlerin peşine düşmüş niçin bu şiir, hikaye kitaplarına bu denli önem vermişlerdir. Elbette kendi medeniyetlerinin üstünlüğünü ispatlamak ve daha üst medeniyete ulaşabilmek için ama ilginç olan kendi medeniyetlerinin köklerini ararken Türk medeniyetinin köklerine ulaştılar. Onlar ulaştı da biz hala ulaşamadık. 

    Doğunun ve batının birleştiği binlerce yıldır çok medeniyetlerin üzerinden geçtiği bu topraklarımızda kim bilir ne hazineler ne kaynak eserler var. Daha 30 yaşına varmadan bitmiş, yağı çıkarılıp posası bırakılmış, hala bir iş bulma çabasından kendini kurtaramamış , yüzlerce sınavdan geçirildiği halde hala kendisine güvenilememiş, gelecek kaygısından kurtulamamış bir çok üniversiteli genç , bilimsel araştırma içerisine giremiyor diye onlara sitem etmek de pek haklı bir eleştiri olarak görünmüyor.

    Pek çoğumuzun evinde kitaplık yok , kütüphanesi olanların kitaplıklarında da üniversiteye hazırlık kitapları var. Yani onca kitabı hurdacılara satan zihniyet evlerinde kütüphaneleri çok az olan bir toplumdan türüyor. Her şeye rağmen bu zihniyet yavaş da olsa kayboluyor okuyan ve düşünen nesil yetişiyor. Ülke olarak ilerlemek değişmek ve gelişmek istiyorsak okuyan ve düşünen bir nesle ihtiyacımız var. Hurdacılarda değil; evlerinde tonlarca kitabı olan bir nesle, topluma ihtiyacımız var. 

  • İki Çalışma

    İki Çalışma

    Yazan : Özcan ATAR

    Maalesef ilmi çalışmalar Türkiye’de siyasetin gölgesinde kalabiliyor. Cemaat, hizmet ,paralel yapı vs. derken Türkiye Diyanet Vakfının Türkiye’ye kazandırmış olduğu iki büyük eseri ıskaladık. Bu eserler İslam dünyasında ilk olması bakımından önem taşıyor. Bunlardan biri “ Hadislerle İslam” eseri diğeri “İslam ansiklopedisi”. 

    İki eser de uzun yılların sonucunda ortaya çıkmış eserler. Hem Türkiye’nin hem de İslam aleminin prestijini gösteren eserler. Hemen her yazımda Avrupalıların hangi sebepten olursa olsun ilmi çalışmalarının önemli olduğunu yazıyorum . 1900’lü yıllarda onların ortaya koydukları eserleri biz ancak 80-90 yıl sonra çalışmaya başladık. 

    İlk ansiklopedisini 11. yüzyılda ortaya koyabilmiş olan bir milletin, Fransa’da basılan beş ciltlik İslam Ansiklopedisinden sonra diyanetin muazzam ansiklopedisini görebilmesi için 114 yıl beklemesi gerekecekti. Rus bilim insanlarının Türk halklarının edebiyat ve dilleri ile ilgili yazmış oldukları hacimli eserlerinin benzerleri Türkiye’de yazılmadığı gibi henüz bu eserlerin Türkçeye çevirisi dahi yapılabilmiş değildir. Fakat tüm bunlara rağmen son zamanlarda birçok yayınevi harika kitaplar basıyor. Mesela “Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi” tarafından basılan 37 ciltlik “Türkler ansiklopedisi” 10 ciltlik “Genel Türk Tarihi” 12 ciltlik “Osmanlı” ansiklopedisi var ki kültür hazinemize katılmış olan nadide eserlerdir bunlar. Bir ülke tarihe damga vurmak istiyorsa bu eşsiz eserleri ortaya koymalıdır. Kaldı ki 19. yüzyılda başlayan milliyetçilik furyasının sonucu olarak halklar kendilerini tanıtan ansiklopedilerini yazmışlar bazıları 20, bazıları 90 ,bazıları 160 cilt olan ansiklopediler basmışlardır. Dünya medeniyetler zincirinde niçin “Türk Medeniyeti” adıyla bir halka oluşturulmasın. 

    Avrupada ilk ansiklopedi 18. Yüzyılda yazılmaya başlanmışken 9.yüzyılda Taberi 30 ciltlik tefsirini yazmıştı. Daha sonraki devirlerde İslam alimleri o kadar çok eser ortaya koymuşlardır ki sonraki nesiller uzun zaman o eski alimlerin klasikleşmiş eserlerinin üzerine eser yazmaktan ictinab etmişler yazdıkları eserlerde o alimlerin adlarını eserlerini anmadan geçememişlerdir. Bu, İslam bilim insanlarının ilimdeki metodlarının sağlamlığını ilmin ne kadar üst noktalarda olduğunu bize açıkça gösterir. Bu ilim bizde kendini 11.yüzyılda Divanü Lügati’t-Türk olarak gösterebilmiştir. Kaldı ki 11. yüzyıla kadar basılmış eserlerin olması muhtemel, sadece gün yüzüne çıkmayı bekliyor. 

    Diyanetin İslam Ansiklopedisi sadece İslami konuları ele alan bir ansiklopedi değil. Hemen birçok konuda madde başlığı var. İlginçtir 28 Şubat sürecinde ansiklopediye makale yazan bazı yazarların niçin İslami içerikli bir yayına yazı verdiği sorulmuş bu da elbette ön yargının sonucu. Diyanetin en övülesi hizmeti ansiklopediyi dijital ortama aktarmış olması aynı zamanda ücretsiz olarak herkesin istifadesine sunmuş olmasıdır. Ebook formatında ya da pdf formatında ücretsiz olarak sunulan Türkçe eser çok az. Bu yönüyle de Diyanet çok kaliteli bir hizmet ortaya koymuş. İnşallah ilerleyen yıllarda bu tip hizmetleri başka kurumlarda da görürüz. 

    (Yazı 2018 yılına ait arşiv yazıdır. Bilgilerde değişme olmuş olabilir)

  • Tartışma

    Tartışma

    Yazan : Özcan ATAR

    Tartışma usulünü çok iyi bildiğimi söyleyemem. Duygularımın bir anda göğüs kafesime baskı yapmasına engel olmakta zorluk çekerim. Muhatabım da benim gibi ise ortaya kupkuru bir gürültüden başka bir şey dökülmez. İki taraf birbirini anlamak için değil anlamamak için çaba gösterir.

    Tartışmada önemli olan bir diğer husus da tartışmada zaman mekan ve muhatabın kültür düzeyidir. İyi bir tartışma tüm bunların uygun bir şekilde bileşimi ile ortaya çıkar. Ama mekan iyi bir mekan değilse sonuç asla iyi olmaz. Hele bireyler arasında kültür düzeyi farkı varsa tartışmadan uzak durmak gerekir.

    Ahmet Haşim’den birkaç cümle:

    “Kendi yarattığı şimşekli bulutlardan fırtınalardan ve etrafına döktüğü feyizli çağlayanlardan yegane müteessir olmayan meğer onun genç başı imiş.”
    “Yorgun iskeletlerinin soğumuş kemiklerini güneşte ısıtmakla meşguldü.”
    “Vücudun çökmesi zekanın olgunluk zamanına tesadüf eder.”