Yazar: efecity

  • KÜÇÜK BEŞİNCİ

    Yazan: René Bazin

    Tarih: 11 Kasım 1899

    I

    M. de Rabelcourt (Louis-Jean-Népomucène), İngiliz bahçesinin derinliklerindeki yaseminli çardağın altında otururken mırıldandı:

    — Ben bir korkağım!

    Hemen ardından, haziran sıcağında hareketsiz duran yeşil duvarların ötesine geçmeyen şu yorumu ekledi:

    — Onun benden başka kimsesi yok. Tek dayanağı benim. Üç hafta önce bana feryat etti ve ben kılımı kıpırdatmadım. Ben bir korkağım!

    M. de Rabelcourt, her gün birkaç kez kendine bu hoş olmayan sözleri söylüyor, ancak Belçika sınırının on beş dakika ötesinde, yazları ikamet ettiği Wimerelles malikanesinden ayrılmaya bir türlü karar veremiyordu. Kısa boylu ve çevik, gövdesi biraz toplu, bacakları diri; kulak memesinin altında yuvarlak, bembeyaz ve ipekten yapılmışçasına hafif iki favori dışında tamamen traşlı, renkli ve dolgun yüzlü M. de Rabelcourt, yaşlı olup da genç kalan erkekler kategorisindeydi. Bu kişilerin gençliği genellikle, hayatın henüz bozamadığı zihinlerinin özel bir niteliğinden gelir. Ya kendilerine, ya bilime, ya mesleklerine, ya da sadece o anın merakına ve güncel olayların tadına dair illüzyonlarını korurlar.

    (daha…)
  • Evil (Dizi)

    Yorum: Özcan ATAR

    Fragman Dizi : Evil

    Yapım Yılı : 2019-2024

    Tür: Doğaüstü dram, korku ve kara mizah öğelerini birleştirir.

    Evil, Robert ve Michelle King tarafından yaratılan, psikolojik korku, gerilim ve doğaüstü olayları konu alan oldukça özgün bir yapım. Dizi, bilim ve din arasındaki o gri bölgeyi keşfederken sürükleyici bir anlatı sunuyor.

    Dizi, Hıristiyanlık ile Pagan kültür arasında gel git yapan Amerikalı/Avrupalı bir zihin yapısı. Zihinlerdeki şeytanlar her yerde, herkesin şeytanı kendine dert. Batılı zihin korkuyu da bilir, çalışmayı da bilir, kazanmayı da bilir, film dizi yapmayı da bilir dini de bilir, insana dair her şeyi bilir. Yeri gelir mahremiyet inanılmaz tavanda (Rahipler/Rahibeler evlenmez,uzlet halindedirler) yeri gelir ensest ilişkilerin dibini de vurur, aldatma olağana yakın seyreder evliliklerinde. Tüm karmaşadan elbette harika diziler filmler çıkar.

    Oyuncular işlerini  iyi yapmışlar. Ben açıkçası Rahibe rolüyle Andrea’yı çok beğendim.

    Filmdeki görüntülere hayran kalmamak zor. Ne mimari estetik var ama!  Dizide çok canlı renkler yok daha çok gri, koyu mavi, kahverengi ve krem tonları hakim. Bu “sade ve steril” görsellik, doğaüstü olaylar başladığında o tekinsizliği daha da vurguluyor.Mekanlar büyük insanlar mekanın içinde küçük görünüyor. Özellikle kiliselerde bu Tanrının büyüklüğünü sanki tasvir ediyor.

    Dizi, şüpheci bir adli psikolog olan Kristen Bouchard’ın, Katolik Kilisesi için çalışan ve rahip adayı olan David Acosta ile bir araya gelmesini anlatıyor. İkiliye, teknik konularda uzman olan Ben Shakir de katılır. Bu üçlü, Kilise tarafından “mucize” veya “ele geçirilme” olduğu iddia edilen olayları araştırmakla görevlendirilir.

    Ekip her bölümde, yaşanan garip olayların tıbbi/mantıklı bir açıklaması mı olduğunu yoksa gerçekten doğaüstü (şeytani) bir gücün mü devrede olduğunu anlamaya çalışır.

    Leland Townsend: Michael Emerson tarafından canlandırılan bu karakter, ekibin karşısındaki ana kötü figürdür ve insanları kötülüğe teşvik eden gizemli bir yapının parçasıdır.

    Dizi sadece davalara odaklanmaz; karakterlerin aile hayatlarını, kendi içsel korkularını ve inanç sorgulamalarını da derinlemesine işler.

    Modern Kötülük: Dizi, kötülüğü sadece iblisler üzerinden değil, sosyal medya, teknoloji ve modern dünya üzerinden nasıl yayıldığını göstererek işler.

    Hem düşündüren hem de yer yer ürperten, “gizem” tarzı araştırma bölümlerine sahip ama modern bir tonu olan dizileri sevenler için, Evil kesinlikle izlenecekler  listesinde  olmalı.

  • Ali Suavi (1839-1878) : Türkler

    Ali Suavi gibi cevval bir gazetecinin bir makalesini sunuyorum. Makalenin yazıldığı tarih 1869 : “Avrupa’da ırk meselesi vardır. Yani bir milletin kabiliyet ve yeteneğine hükmetmek için bağlı olduğu şubeye bakma inancı mevcuttur. Bu görüş sahiplerinden bazı tanınmış kişiler, Türkleri zihinsel çalışmalardan yoksun, sadece kaba bir kahraman gibi değerlendiriyorlar. Bu değerlendirmenin yanlış olduğunu göstermek isterim. Öncelikle Türk’ü kısaca tarif edeyim:
    Türk, aslında Maveraünnehir’de, Çin’in kuzeyine doğru yaşayan Yafes’in soyundandır. Türk ve Tatar’ın zaten bir aileden olduğu kesindir. Bunlar ile Slav, Avar, Bulgar ve Çud ve Finliler hep İskitler içindedir. Herodot (Kitap 4-5), İskitler’in her milletten daha yeni olduklarını bizzat kendilerinden naklederse de Latin tarihçi Cüstiyen (Kitap 2 Bölüm 1), İskitlerin kendilerinin Mısırlılardan daha eski olduklarını iddia ettiklerini anlatır ve bunu bazı yönlerden doğrular. Türk isminin kaynağı hakkındaki görüş ayrılığı bilinmektedir. En doğru görüş, bir hanlarının isminden alınmış olduğunun düşünülmesidir. Çin tarihçileri ilk Türk hanını “Tuku” adıyla yazarlar. Arada “r” harfiyle telaffuz edilen çoğu kelimede Çin dilinde “r” harfi düşer ve bazen “l”ye dönüşür. Örneğin Türkler “Pars” derler, Çinliler “pâs”. Türkler “torun” derler, bunlar “tolun”. Buna bakılırsa “Türk” ile “Tuku”nun aynı isim olması uzak değildir. Anlamca da buna işaret vardır. Çünkü Tuku kelimesini Çinliler “köpek” ile açıklarlar. Perslerin İskitlere “sek” (köpek) ismini vermesini Herodot (Polimli 64) nakleder. Herodot dördüncü kitabında der ki: “Bunlar bir han isminden alarak kendilerine ‘sıkolo’ derler. Yunanlar ‘sıkleş’ ismini verirler”. Sıkolo kelimesini Darsun haşiyesinde “Slav” ile açıkladı. Bu sıkolo kelimesinin “kolo” ve hanın isminin “Kuluhan” olmasını sanıyorum. Türkler sonradan asıl yerlerinden çıkıp İran’a, Anadolu’ya, Rumeli’ye ve Mısır’a inmişlerdir. Fethettikleri yerlerde birçok hükümet hanedanı bıraktılar. Gazneliler, Selçuklular ve Osmanlılar o hanedanın meşhurlarındandır. Türk’ten nice büyük boylar gelmiştir. Hazar, Kazak, Uygur meşhur boylardandır. Macarlar da Osmanlılar gibi Uygur’dandır. Türk’ün hala mevcut kısımları şunlardır: 1) Osmanlılar, 2) Özbek, 3) Türkmen, 4) Sibirya Tatarları, 5) Kırgız, 6) Yakut ve Çuvaş.

    (daha…)
  • 18.yüzyıl İspanya’sında Kadınların Eğitimi Üzerine Tartışma

    18.yüzyıl İspanya’sında kadınların eğitimi üzerine tartışma

    18.yüzyılın eğitim ve pedagojiye olan coşkusu , hem Avrupa’da, özellikle Fransa’da, hem de İspanya’da iyi bilinmektedir. Kadınların eğitimi o dönemde güncel bir konu haline geldi. Hem soylular hem de burjuvazi onların eğitimine ilgi duyuyordu, ancak sonuçlar yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.

      Soylu veya çok varlıklı ailelerin kızları manastırlarda eğitim görüyordu; bunlardan sadece çok sınırlı sayıda (Burgos’taki Huelgas Reales veya Madrid’deki Visitación gibi) modern dilleri de içeren çeşitli bir müfredat sunuyordu. Bu gerçekliğe karşı, laik kurumlar kuruldu (özellikle 1767’de Cizvitlerin kovulmasından sonra), diğerleri ise sadece proje olarak kaldı: Pablo de Olavide, genç kadınların İspanyolca ve Fransızca dilbilgisi, coğrafya ve tarih, resim, müzik ve dans, yetenekleri varsa kozmoloji, şiir ve hitabet öğrenebilecekleri kolejlerin kurulmasını öngörmüştü . Bu proje, tıpkı 1780 civarında “Genç Kızlar İçin Seminer” kurulmasını öneren ancak hiçbir zaman hayata geçmeyen “Bask Ülkesi Ekonomi Derneği”nin projesi gibiydi.

    (daha…)
  • 19. yüzyılda Osmanlı’da Kız Çocuklarının Eğitim Sistemi

    19. yüzyılda Osmanlı eğitim sistemi, Osmanlı kurumlarını Batılılaştırmayı ve modernleştirmeyi amaçlayan reformların öncüsü olan bakanlar tarafından şekillendirildi. Fransız sisteminden esinlenerek oluşturulan bu sistem, Sadrazam Ali Paşa (1815-1871), Dışişleri Bakanı Fuat Paşa (1815-1869) ve Sadrazam Said Paşa’nın (1840-1914) desteğinden büyük ölçüde faydalandı.

    O dönemde, bu yeni kurumlarda çalışacak seçkinleri yetiştirmek için yeni, modern okulların kurulması şarttı.

    Hükümetin bu eğitim modelini Fransa’dan alması şaşırtıcı değil, çünkü eğitim sistemi genel olarak Fransız örneğine göre büyük ölçüde reforme edilmişti. Nitekim, III. Napolyon döneminde Milli Eğitim Bakanı olan Viktor Duruy, İstanbul’a gelmiş ve Sultan Abdülaziz’e (1861-1876) Osmanlı eğitimini reforme etme planını sunmuştu (Dupont 1989: 479).

    (daha…)