Yazar: efecity

  • The Killing of  Two Lovers (İki Aşığın Ölümü)

    The Killing of  Two Lovers (İki Aşığın Ölümü)

    Yorum : Özcan Atar

    Film Adı: The Killing of  Two Lovers (İki Aşığın Ölümü)

    Film tarihi: 2020

    Tür : Dram

    Ülke: ABD

    Yönetmen: Robert Machoian

    Senaryo: Robert Machoian

    Oyuncular: Clayne CrawfordSepideh MoafiAvery Pizzuto

      

    Bir Amerikan kasabasında geçen aile dramı. Küçük bir bütçeyle çekildiği söylenen film bütçesinin benim için hiçbir önemi yok. Uçtulu kaçtılı vurdulu kırdılı dedektifli mafyalı filmleri hiç sevmediğimden hayata yakın filmleri özellikle de dram filmlerini seyretmek çok daha fazla hoşuma gidiyor. Özellikle Fransız dram filmlerini çok beğeniyorum. Rus ve kanada filmleri de hakeza. Bir filmde ajan kelimesini görmem bile filmi seyretmemem için kâfi bir sebeptir. Hayatımız gündelik. Basit yaşıyoruz. CIA KGB MİT gibi şeylerle ne işim olur! Fantastik filmleri de seyrettiğim oldu ama benim önceliğim asla değil fantastik filmler.  Komedi filmleri de güzel ama hayatımız Türkiye gibi bir ülkede geçiyorsa gülmek en anlamsız bir eylem olur herhalde.            İki karakterimiz arasında geçiyor olaylar. Film bu iki karaktere eşit rol vermemiş. David (Clayne Crawford)  ve Niki (Sepideh Moafi). David üzerinde daha fazla yoğunlaşmış film. Olaylar David’in gözüyle anlatılıyor. Evlenmişler 4 tane de çocukları var fakat belki maddi sıkıntılardan dolayı (belki de Niki’nin diğer filmlerdeki kadınların arayışına benzeyen sebeplerden belki Niki’nin bir sürü çocuktan boğulmasından kaynaklı artık her ne ise film bu tarafın üzerinde hiç durmamış bunu seyirciye bırakmış) eşler bir süre ayrı kalmaları gerektiğine karar vermişler ve bu ayrı kalmalar esnasında başkaları ile de ilişki kuracaklarına dair kendi aralarında mutabık kalmışlar ama… David filmde herhangi bir kadınla ilişki kurmamışken Niki… o pek rahat durmuyor. Bir sevgili ediniyor fırsat bulmuşken. Fakat ortada bir sorun var:  4 çocuk. Özellikle büyük kız Jesse (Avery Pizzuto) annesine babasını aldattığı için o kadar kızıyor ki babası David’e bir şeyler yapmasını ihtar ediyor. Baba David zaten eşinin onu biriyle aldattığını da görüyor lakin aralarında anlaşmış olmaktan dolayı bir şey de yapamıyor ve David  krizler geçiriyor. Anlaşmayı tek taraflı bozuyor ve ailesini toparlamak adına mücadeleye başlıyor. David azıcık bir zeka pırıltın var idiyse böyle anlaşma mı olur. Kızı Jesse o kadar akıllı ki babası David’e böyle bir anlaşmanın saçma olduğunu kafasına çivi gibi çaktıktan sonra ancak David kendine gelip uyanıyor! Hey David! Her şeyde sona kalan David! Altın gibi karakterin akılla birleşmeyince Niki’yi kaybediyorsun! Kızın olmasa Niki çoktan seni sepetlemişti!   

        Filmde David’in bozuk ruh halini çok daha derinden hissetmemiz için belirgin bir metalik sesler şeklinde, bozuk araba motoru şeklinde veya ne bileyim bir metale duvara çekiç darbesi vuruluyor gibi sesler çıkıyor. Ve filmin sonunda bam diye gürültülü bir ses geliyor ki bu ne anlama geliyor! 

          Zavallı David çocukları yanına çekebilmek için her yolu deniyor filmde. Ancak Jesse üzerinde etkili olamıyor çünkü anne Jesse’yi babadan uzak tutmaya çalışıyor gibi. Jesse’nin sorunlarına babanın el atmasına Niki izin vermiyor. 

        Bir de tabi Niki ‘ye dadanan bir p…enk var ki akıllara ziyan. Niki ! Amacın ne senin!  

      Birçok travmalar yaşıyor David elinde silah önce karısını öldürmek istiyor ama yapamıyor sonra karısının  sevgilisini öldürmek istiyor ama o da olmuyor. Aslında David her anlamda hayata yenik düşen bir insan (sanki Clayne bu rolünde kendi hayatını da anlatmış gibi). Bu mücadelede bile karısının sevgilisinden de maalesef -insanın içi burkuluyor ama dayak – yiyor. Ya işte bu yabancılar gerçekten rollerini çok iyi kotarıyorlar.  Filmlerin konuları ister sanat ağırlıklı olsun ister dram ister komedi olsun hangi türde film olsa da rollerini çok ama çok iyi yapıyorlar. Filmin sonunda ne mi oluyor ?…

        Peki film ne diyor: Çerden çöpten adamlar için  ve evdeki yıkıcı olmayan  bazı eş hatalarından dolayı aile düzenininizi bozmayın! Girdaplara dalmayın ! 

     

  • Nocturnal Animals 2016

    Nocturnal Animals 2016

    Yorum: Özcan ATAR, Film  Adı :  Nocturnal Animals (Gece Hayvanları), Tarihi: 2016, Tür: Dram

    Yönetmen : Tom Ford, Senaryo : Tom Ford, Oyuncular: Amy AdamsJake Gyllenhaal, Michael Shannon, Ülke:  ABD,  Konu: Ayrılık

          Austin Wright‘ın 1993’te yayımlanan Tony and Susan adlı romanından uyarlanmış bir film. Susan (Amy Adams)     Edward Sheffield’ı (Jake Gyllenhaal)  19 yıl önce terk etmiş. Filmde geçen diyaloglardan anlıyoruz ki gene modern kadının özgürlük ve daha iyi (artık iyi neyse) arayışı üzerine temellendirilmiş bir film.(Bu konuyu kitabında işleyen erkek bir yazar, artık erkeklerin  kadınlar  hakkında böyle düşündüklerine inansa gerek)

         İnsanın sinir uçlarına dokunuyor film. Gerginlik! Elbette Amy çok iyi bir oyuncu ancak bu filmde Jake Edward rolün de çok etkileyici bir performans göstermiş. Filmi, konusundan ziyade (ki bu konu pek çok defa işlendi ve hayatın tam da içinden olduğu için yüzyıllarca işlenmeye devam edecek şüphesiz) senaryosu öne çıkarıyor. Film iç içe geçmiş sahnelerle seyirciye sunuluyor. Şimdiki zaman ve geçmiş zaman ve kitabın içindeki kurgu zaman. Yani hikâye içinde hikâye.

                    Edward bu kadar duygu yoğunluğuna rağmen 20 yıl öncesi atması gerektiği adımları kitap üzerinden 20 yıl sonra anlatıyor. Kitap içindeki konu tabi yüzeysel bakınca basit. Arabayla tatile giden bir aileye yol anarşistleri musallat oluyor. Arabada bulunan bir kız ve annesine tecavüz ediyorlar. Babayı da ıssız bir yere bırakıyorlar. Baba bir şekilde polise ulaşıyor ve anne ile kız ölmüş olarak bulunuyor. Bu kadar. Ancak kitaba mecazen yaklaşırsanız ki öyle,  kitaptaki her imge her olay 20 yıl önceki eşiyle yaşananları anlatıyor.

                    Susan zengin.  Susan’ın ailesi özellikle annesi Anne (Laura Linney )  Edward’ı fakir olduğu ve ayağı yere basmayan hayallere sahip olduğunu düşündüklerinden kızları Susanın Edward ile evlenmesini istemiyordu. İlginçtir Susan da zaman içinde annesi gibi  Edward’ı hayalcilikle suçlar ve birçok eksik noktasını bulur Edward’ın. Onu zayıf  olarak niteler. Önüne çıkan oldukça yakışıklı   Hutton’a  (Armie Hammer) aşık olur ve Edward’ı terk eder hem de sudan sebeplerle. Daha acı bir gerçek daha vardır ki bunu buraya yazmıyorum. Bu yazıyı okuyan merak edenlere bırakıyorum bu dramı.

                    Duygularınız, kitaptaki kurgunun içinde savrulurken; aynı zamanda gerçek şimdiki zaman ve gerçek geçmiş zaman içindeki örüntüleri de çözmenin heyecanı sizi filme mıhlıyor. Kitaptaki kurguyla gerçek zamanların hangi yönlerden birbiriyle bağlanması gerektiği örtülü olduğundan seyircinin beynini epey zorlaması gerekiyor. Onun için bu sayfada bu detaylara girmek yazıyı sayfalarca uzatmak anlamına geleceğinden kitap kurgusunun içindeki anlamları da yazmayacağım.

                    İnsanoğlunun bu hayatta verdiği kararlardan en önemlisi eş seçimidir. Bu da zordur. Tahminleriniz duygularınız alaşağı olabilir. Sonuçta “insan” denilen varlıklarız. Evlilikteki beklentiler erkek ve kadın için kim bilir nelerdir. Dünyada kaç insan evliliğini sorgular haldedir. Özellikle modern zaman çıkmazındayken kadınlar için evlilik zor ama eski yüzyıllarda da evlilikler kadınlar için zor olmuştur zannımca. Evliliklerde erkeklerin mutluluk derecesi ile kadının mutluluk derecesini ölçme şansımız da yok. Bunun tam tersi ayrılan eşlerde çekilen acının da bilinirliği yok. Yazılar konuşmalar edebiyat vs. bu acıyı bize vermeye çalışır ya bu oldukça sübjektiftir. Fakat benim hissiyatım ayrılık durumlarında erkeklerin daha çok acı çektiği. Kadınlar boşandıktan sonra da dünyaya daha sağlam tutunabilirken erkekler yalnızlıkta kaybolup yok olabiliyor. Erkeklerin anneleri de kadın olduğundan erkekler kadınlarsız tutunmakta bir çocuk gibi zorlanabiliyorlar. Bu filmde de Edward o kadar üzülmüştür ki Susan’ın terk edişinden, kendisine kitap yazdırtacak kadar!  Edward evlenmemiş de olabilir başka biriyle! Edward kitabı Susan’a göndermese, Susan’ın – sıkıntıları olsa bile-  Edward’ı çok da sevmeye devam ettiğini söyleyemem. Susan’ın yaptıkları affedilecek cinsten değil! Gerçek hayatta bu durumları yaşayacak kadar ileri gidenler varsa oldukça üzüntü verici.

                    Filmin sonundaki sürpriz ne mi? İzlerseniz anlayabilirsiniz.