Etiket: Türkçe

  • Sözcüklerin Gücü ve Türkçenin Evrensel Yürüyüşü

    Yazar: Özcan ATAR

    Rıza Tevfik, bundan bir asır evvel kaleme aldığı satırlarında Türkçenin ruhunu adeta bir teşhis masasına yatırmış; ancak ne hazindir ki teşhisi koyarken Batı’nın elindeki neşteri kendi dilinin bağrına biraz insafsızca saplamıştır. Tevfik, o günkü karamsar tablosunda şöyle diyordu:

    (daha…)
  • Sözün Ontolojisi: Kelime Arşivinden “Söz Oluşturucuları” Atölyesine

    Yazan : Özcan Atar

    Bu Felsefi bir kavramın sınırlarını çizmek, yani o meşhur terminus’un başında durmak, sadece bir sözcüğün anlamını aktarmak değil; o kavramın hangi dünya görüşüne hizmet ettiğini de tayin etmektir. Türk düşünce tarihindeki  “Sözlük mü, lügat mı?” kavgası da aslında tam olarak bu tayin etme çabasının bir tezahürüdür. Mustafa Namık Çankı gibi devasa bir külliyata sahip ilim insanının “lügat” kelimesindeki sarsılmaz ısrarı, kelimenin kökenindeki o kadim felsefi derinliğe, yani Arapça luġa kökünün barındırdığı “meram anlatma ve konuşma” eylemine duyduğu derin hürmetten beslenir. Çankı’nın zihninde “söz” kelimesi, her zaman tamamlanmış bir yargıyı, yani bir “cümleyi” temsil ettiği için, müstakil kelimelerin toplandığı bir mecraya “sözlük” denmesi, onun teknik ve aristokratik dil anlayışında affedilmez bir hata, hatta bir mantık kusuru olarak kodlanır.

    (daha…)
  • Latin Alfabesine Karşı Çıkan Aydınlar

    Yazan : Özcan ATAR

    Latin alfabesinin tartışıldığı süreçte elbette tüm Osmanlı aydınları Latin alfabesini topyekun kabul etmedi. Muhalif olanlar da vardı. Muhalif olanlar şu argümanları öne sürdüler :

    (daha…)
  • 19.YÜZYIL SONUNDAN 20. YÜZYILIN İLK ÇEYREĞİNDE TÜRKÇEMİZ ÜZERİNE YAZILIP KONUŞULANLAR-I 

    Yazan : Özcan ATAR

    Güzel Türkçemiz binlerce yıldır nesilden nesile aktarılarak bugünlere geldi. Nice zorluklar dilimize darbe vurdu lakin dilimizi yok edemedi ve asla yok edemeyecek.

                Tüm diller gelişim aşamalarından geçerken   birçok değişimlere uğrarlar. Dil canlı bir organizma gibi ise elbette tekâmül aşamalarında bambaşka durumlara evrilecektir.

    Uzun zaman Göktürk Alfabesini kullandıktan sonra Arap Harflerine oradan Latin alfabesine evrilmemiz Türklerin değişimle yaşadığı dansın daha nereye kadar devam edeceği ile ilgili tereddütler barındırmıyor da değil.

    (daha…)
  • Türkçemiz

    Yazan :Özcan ATAR

    Türkiye’de yaşamanın en büyük lezzetlerinden biri hiç şüphesiz “Türkçe”dir. Beğenmeyenler var Türkçeyi. Sığ görenler var, yetersiz bulanlar var.binlerce yılın içinden süzülerek bugünlere ulaşan harika bir dil olan Türkçe doğrusu yerilmeye değil övülmeyi hak ediyor. Çünkü bu dilde pek çok mana ustaca ifade edilebiliyor. Her sözcükte Fatihin Alpaslanın Yesevinin kokusu var onun için dilimizi kullanırken son derece titiz davranmak zorundayız. Çıkan her sözcük aynı zamanda kalbin ve düşüncenin binlerce yıllık tarihin sesidir.

    Zaman içinde Araplardan Fransızlardan İranlılardan aldığımız sözcükler artık onların değil bizimdir. O sözcüklere “Türkçe” dersek asla hata yapmış olmayız. Ama eğreti cümleleler hala gazetelerimizde kitaplarımızda arzı endam etmiyorlar mı, işte bu bitiriyor beni. Hani dil ırkçısı değilim ama var olan dilimizin güzelliğini ve varlığını da kötüleyip hor görüp öldüremem. Haydi okuyun şu cümleyi : “ …zengin hayat deneyiminden sonra ortaya yine ‘grotesk ulusalcılar’ın damak zevkine uygun, ödünsüz bir ‘Atatürk kültü’ koymasından dolayı da kalbim aynı düzeyde acıdı doğrusu…” dahası bu cümle en masum cümlelerden hele Eğitim Bilimleri kitaplarında kullanılan cümleler okuyanı inanın hiçbir şeyden anlamayan insan haline sokar. Bu konuda “elbette Eğitim Bilimleri kitabı böyle farklı sözcükler barındırır çünkü bu eğitimin kendine has terimleri var” denilebilir. Bu doğru bir düşünce gibi görülebilir ancak cümlede kullanılan yabancı kökenli sözcüklerin yanında bir de “uydurma Türkçe” sözcüklerin kullanılması okunulanın “bilimsel” adı altında anlaşılmasını büsbütün zorlaştırır.  

    Hele bazı eleştiri, tanıtım yazılarında söylenmek istenileni anlamak hepten zorlaşır. Pek çok insan “anlayamıyorum” demeyi bir zül addettiğinden anlıyormuş gibi davranmayı alışkanlık haline getirebiliyor. Şu cümleleleri okuyalım: “ Modern çağlara özgü insan tipleri, davranış prototipleri ve sarsıcı alegoriler taşıyan kurgular neredeyse anonimleşerek modern dünyanın referanslar silsilesini meydana getirirler Örneğin Kafka’nın Gregor Samsa’sı modern hayatta varoluşu hiçleştirilen insanın evrensel metaforudur. Mary Shelley’nin Frankestein’ı ise, modern insanın doğaya egemen olma hırsının trajik bir animasyonunu yapar.” Bir örnek daha verelim:” bu şeyleşme olgusuyla Alain Robbe-Grillet’in romanlarındaki nesne betimlemelerinin,giderek insan bilincinin özerkleşmiş nesnelerle çevrilmeye başlamasının arasında türdeş bir ilişki kuruyor.” “Hayır ben ‘yazınsal yapıtı toplumsal bağlama indirgemek’ istemem.” “veriler ister özdeksel, ister tinsel olsun her zaman bir sebebe mebnidir.” İlk okuduğumuzda ne anladığımız önemli. Elbette bölük pörçük bir şeyler anlaşılıyor fakat anlam bütünlüğüne anında ulaşmak bir hayli zor.

    Cümlelerimizde yabancı sözcükleri, terimleri kullanmayalım demek doğru olmaz. Sözcük dağarcığımızın çok olmasının inanılmaz faydaları var. Çok sözcük kullanabilmek bilgi yükünün var olduğunu gösterir. Bilgi ise alelade bir insan yerine erdemli bir insanı oluşturur. Ancak yükleyici için önemli olan yüklenilenin değeri mi yoksa yükleyenin değeri mi? Şayet ben bildiğim bir bilgiyi karşıya aktarmak istiyorsam bunu en sade en anlaşılır biçimde vermek isterim çünkü önemli olan “ben” değilim “bilgi”dir. Ya da ne kadar bilgi sahibi olduğumun bilinmesi de değildir istediğim.

    Farklı ortamlarda her zaman en basit dili kullanmak zor olabilir. Mesela bir üniversitede akademisyenlere yapılacak bir konuşmada kullanılacak dil elbette bir köy kahvesinde konuşulacak türden olamaz veya doktorlara hitap edilirken tabi ki günlük konuşmalarımızda hiç kullanılmayan pek çok yabancı sözcük kullanılacak. Ancak hiç gereği yokken “hımm afedersiniz exit ne tarafta acaba?” gibi “ay akşamları internette bir saat search yapmadan yatamam” gibi cümleler kurmanın doğru olan yanı yok.

    Dilde sadelik dilin tadıdır. O halde harika bir dil olan Türkçemizi her türlü dikenden ayıklayarak konuşmalı ve yazmalıyız.