Yazan : Özcan ATAR

Anlam arayışı içindeki bir insanın tutunacağı neler var? Kendini bir anda varoluşun ortasında bulan birey; önce kendini tanıma, sonra da o meşhur “anlam arama” aşamasına geldikten sonra ne yapar? Peki ya anlam arayışı içinde olmayan insan var mıdır? Kendini keşfetmeyenler çoğunlukta mıdır, yoksa her ruh er ya da geç bu girdaba kapılır mı?
Dünya, farklı ırklar ve kültürlerden örülü karmaşık bir yapı. Eğer her birey kendi keşfine çevresinden aldığı ilhamla başlıyorsa, bu denli farklılığın olduğu bir dünyada “Doğru” nedir? Her bireyin kendi doğrusu varsa, yaşadığımız bu küresel karmaşanın sebebi nedir ve çıkış yolu nerededir?
Bu çetrefilli sorular, felsefenin ve psikolojinin binlerce yıldır etrafında döndüğü “esas” meselelerdir. Bu düşünce helezonuna hem Batı hem de İslam düşüncesinin penceresinden bakalım.
Batı Dünyasının Bakışı: Varoluş ve Boşluk
Psikiyatrist Viktor Frankl, “İnsanın Anlam Arayışı” adlı eserinde insanın temel motivasyonunun haz veya güç değil, “anlam” olduğunu savunur. Frankl’a göre anlam aramayan insan yoktur; ancak bu arayışı bastıran veya içsel bir boşluğa düşen çoktur. Birçok insan bu boşluğu eğlenerek, tüketerek veya aşırı çalışarak kapatmaya çalışır.
Heidegger ise kendini keşfetmek için çabalamayanlar için “Das Man” (Herkes) durumundan bahseder. Bu durumdaki birey, kendi özgün benliğini değil, toplumun ondan beklediği “otopilot” kimliği yaşar.
Çatışmanın Kaynağı: Neden Uzlaşamıyoruz?
Eğer herkesin kendi doğrusu varsa, çatışma kaçınılmazdır. Bilim bu karmaşayı iki noktada açıklar:
- Bilişsel Çelişki: İnsanlar kendi inançlarına ters düşen bilgileri reddederler. Ortak bir zemin kurmak bu yüzden zordur.
- Öznellik vs. Nesnellik: Bilim “nesnel doğruya” odaklanırken, felsefe “öznel doğrunun” kişiye özel olduğunu söyler. Karmaşa, bu öznel değerlerin başkalarına mutlak gerçekmiş gibi dayatılmasından doğar.
Batı Düşüncesinde Çıkış Yolları (Çapa Noktaları)
- Sokratik Yöntem: Eleştirilmemiş bir hayat yaşamaya değmez. Soru sorun ama soruların altında ezilmemek için “eyleme” geçin.
- Akış (Flow) Teorisi: Anlam sadece derin düşüncede değil, bir işle uğraşırken kaybolduğumuz o “akış” anlarındadır.
- Radikal Kabul: Camus ve Sartre’a göre dünyanın özündeki “absürtlüğü” kabul etmek, bireye kendi anlamını yaratma özgürlüğü verir.
İslam Düşüncesinin Bakışı: Fıtrat ve Hakikat
İslam düşüncesi, bu sancıları bir boşluk olarak değil, insanın yaratılış kodlarına yerleştirilmiş bir pusula olarak görür. İslam’a göre anlam arayışı biyolojik ve ruhsal bir ihtiyaçtır; yani “fabrika ayarıdır”. Bu durum “Fıtrat” kavramı ile açıklanır. Kendini keşfetmeyen veya anlam aramayan insan ise “Gaflet” (farkındasızlık) içindedir; bu kişiler dünyevi meşgalelerle fıtratlarının sesini bastırmışlardır.
Tanışma ve Zenginlik Olarak Farklılık
İslam düşüncesinde ırkların ve kültürlerin varlığı bir karmaşa sebebi değil, kültürel bir zenginliktir. “Nefsini bilen Rabbini bilir” düsturuyla hareket eden İslam düşünürleri, kendini tanımanın yaratıcıya açılan bir kapı olduğunu savunur. Burada Tanrı ile insan arasında, Hristiyanlıktaki gibi aracılara ihtiyaç duyulmayan, direkt ve dikey bir iletişim vardır.
Karşılaştırmalı Tablo: “Doğru”ya Bakış
İslam ve Batı dünyasının “Doğru” kavramına yaklaşımlarını aşağıdaki tabloda özetleyebiliriz:
| Kriter | İslam Düşüncesi (Hakk/Hakikat) | Batı Düşüncesi (Doğru/Gerçek) | Kaynaklar |
| Kaynağı Nedir? | Vahiy, Akıl ve Selim Duyular. | Akıl, Deney ve Gözlem. | Kur’an / Descartes |
| Değişkenlik | Sabittir: Temel doğrular zamana göre değişmez. | Dinamik: Bilgi ve faydaya göre güncellenir. | İmam Gazali / Thomas Kuhn |
| Amacı Nedir? | Dünya ve Ahiret Saadeti. | Problem Çözme ve İlerleme. | R. el-İsfahani / Francis Bacon |
| Doğrulama | Vahye Uygunluk. | Kanıtlanabilirlik ve Mantıksal Tutarlılık. | Maturidi / Karl Popper |
| Bireysel Rol | Keşif: Var olan hakikati bulur ve teslim olur. | İnşa: Kendi değer sistemini kendi kurar. | İbn Arabi / J.P. Sartre |
“Hayatın bir anlamı var mı?” sorusunun ağırlığı altında ezilmek yerine, “Ben hayatıma nasıl bir anlam katabilirim?” sorusuna odaklanmak, bireyi o boğucu helezondan çıkaran en güçlü adımdır. İster Batı’nın özgürlükçü inşası ister İslam’ın fıtri keşfi olsun; asıl mesele “otopilottan” çıkıp kendi yolculuğuna başlayabilmektir.

Yorum bırakın