Ali Suavi gibi cevval bir gazetecinin bir makalesini sunuyorum. Makalenin yazıldığı tarih 1869 : “Avrupa’da ırk meselesi vardır. Yani bir milletin kabiliyet ve yeteneğine hükmetmek için bağlı olduğu şubeye bakma inancı mevcuttur. Bu görüş sahiplerinden bazı tanınmış kişiler, Türkleri zihinsel çalışmalardan yoksun, sadece kaba bir kahraman gibi değerlendiriyorlar. Bu değerlendirmenin yanlış olduğunu göstermek isterim. Öncelikle Türk’ü kısaca tarif edeyim:
Türk, aslında Maveraünnehir’de, Çin’in kuzeyine doğru yaşayan Yafes’in soyundandır. Türk ve Tatar’ın zaten bir aileden olduğu kesindir. Bunlar ile Slav, Avar, Bulgar ve Çud ve Finliler hep İskitler içindedir. Herodot (Kitap 4-5), İskitler’in her milletten daha yeni olduklarını bizzat kendilerinden naklederse de Latin tarihçi Cüstiyen (Kitap 2 Bölüm 1), İskitlerin kendilerinin Mısırlılardan daha eski olduklarını iddia ettiklerini anlatır ve bunu bazı yönlerden doğrular. Türk isminin kaynağı hakkındaki görüş ayrılığı bilinmektedir. En doğru görüş, bir hanlarının isminden alınmış olduğunun düşünülmesidir. Çin tarihçileri ilk Türk hanını “Tuku” adıyla yazarlar. Arada “r” harfiyle telaffuz edilen çoğu kelimede Çin dilinde “r” harfi düşer ve bazen “l”ye dönüşür. Örneğin Türkler “Pars” derler, Çinliler “pâs”. Türkler “torun” derler, bunlar “tolun”. Buna bakılırsa “Türk” ile “Tuku”nun aynı isim olması uzak değildir. Anlamca da buna işaret vardır. Çünkü Tuku kelimesini Çinliler “köpek” ile açıklarlar. Perslerin İskitlere “sek” (köpek) ismini vermesini Herodot (Polimli 64) nakleder. Herodot dördüncü kitabında der ki: “Bunlar bir han isminden alarak kendilerine ‘sıkolo’ derler. Yunanlar ‘sıkleş’ ismini verirler”. Sıkolo kelimesini Darsun haşiyesinde “Slav” ile açıkladı. Bu sıkolo kelimesinin “kolo” ve hanın isminin “Kuluhan” olmasını sanıyorum. Türkler sonradan asıl yerlerinden çıkıp İran’a, Anadolu’ya, Rumeli’ye ve Mısır’a inmişlerdir. Fethettikleri yerlerde birçok hükümet hanedanı bıraktılar. Gazneliler, Selçuklular ve Osmanlılar o hanedanın meşhurlarındandır. Türk’ten nice büyük boylar gelmiştir. Hazar, Kazak, Uygur meşhur boylardandır. Macarlar da Osmanlılar gibi Uygur’dandır. Türk’ün hala mevcut kısımları şunlardır: 1) Osmanlılar, 2) Özbek, 3) Türkmen, 4) Sibirya Tatarları, 5) Kırgız, 6) Yakut ve Çuvaş.
Kategori: Makaleler
-
Ali Suavi (1839-1878) : Türkler
-
18.yüzyıl İspanya’sında Kadınların Eğitimi Üzerine Tartışma
18.yüzyıl İspanya’sında kadınların eğitimi üzerine tartışma

18.yüzyılın eğitim ve pedagojiye olan coşkusu , hem Avrupa’da, özellikle Fransa’da, hem de İspanya’da iyi bilinmektedir. Kadınların eğitimi o dönemde güncel bir konu haline geldi. Hem soylular hem de burjuvazi onların eğitimine ilgi duyuyordu, ancak sonuçlar yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.
Soylu veya çok varlıklı ailelerin kızları manastırlarda eğitim görüyordu; bunlardan sadece çok sınırlı sayıda (Burgos’taki Huelgas Reales veya Madrid’deki Visitación gibi) modern dilleri de içeren çeşitli bir müfredat sunuyordu. Bu gerçekliğe karşı, laik kurumlar kuruldu (özellikle 1767’de Cizvitlerin kovulmasından sonra), diğerleri ise sadece proje olarak kaldı: Pablo de Olavide, genç kadınların İspanyolca ve Fransızca dilbilgisi, coğrafya ve tarih, resim, müzik ve dans, yetenekleri varsa kozmoloji, şiir ve hitabet öğrenebilecekleri kolejlerin kurulmasını öngörmüştü . Bu proje, tıpkı 1780 civarında “Genç Kızlar İçin Seminer” kurulmasını öneren ancak hiçbir zaman hayata geçmeyen “Bask Ülkesi Ekonomi Derneği”nin projesi gibiydi.
(daha…) -
19. yüzyılda Osmanlı’da Kız Çocuklarının Eğitim Sistemi
19. yüzyılda Osmanlı eğitim sistemi, Osmanlı kurumlarını Batılılaştırmayı ve modernleştirmeyi amaçlayan reformların öncüsü olan bakanlar tarafından şekillendirildi. Fransız sisteminden esinlenerek oluşturulan bu sistem, Sadrazam Ali Paşa (1815-1871), Dışişleri Bakanı Fuat Paşa (1815-1869) ve Sadrazam Said Paşa’nın (1840-1914) desteğinden büyük ölçüde faydalandı.

O dönemde, bu yeni kurumlarda çalışacak seçkinleri yetiştirmek için yeni, modern okulların kurulması şarttı.
Hükümetin bu eğitim modelini Fransa’dan alması şaşırtıcı değil, çünkü eğitim sistemi genel olarak Fransız örneğine göre büyük ölçüde reforme edilmişti. Nitekim, III. Napolyon döneminde Milli Eğitim Bakanı olan Viktor Duruy, İstanbul’a gelmiş ve Sultan Abdülaziz’e (1861-1876) Osmanlı eğitimini reforme etme planını sunmuştu (Dupont 1989: 479).
(daha…) -
Sözün Ontolojisi: Kelime Arşivinden “Söz Oluşturucuları” Atölyesine
Yazan : Özcan Atar

Bu Felsefi bir kavramın sınırlarını çizmek, yani o meşhur terminus’un başında durmak, sadece bir sözcüğün anlamını aktarmak değil; o kavramın hangi dünya görüşüne hizmet ettiğini de tayin etmektir. Türk düşünce tarihindeki “Sözlük mü, lügat mı?” kavgası da aslında tam olarak bu tayin etme çabasının bir tezahürüdür. Mustafa Namık Çankı gibi devasa bir külliyata sahip ilim insanının “lügat” kelimesindeki sarsılmaz ısrarı, kelimenin kökenindeki o kadim felsefi derinliğe, yani Arapça luġa kökünün barındırdığı “meram anlatma ve konuşma” eylemine duyduğu derin hürmetten beslenir. Çankı’nın zihninde “söz” kelimesi, her zaman tamamlanmış bir yargıyı, yani bir “cümleyi” temsil ettiği için, müstakil kelimelerin toplandığı bir mecraya “sözlük” denmesi, onun teknik ve aristokratik dil anlayışında affedilmez bir hata, hatta bir mantık kusuru olarak kodlanır.
(daha…) -
Türk Tarihinin Sessiz Tanıkları: Çin Kaynaklarında Göktürkler

Türklerin binlerce yıllık tarihini, sosyal yapısını ve devlet geleneğini aydınlatan en köklü belgeler, yüzyıllardır kadim Çin yıllıklarında saklıdır. Bu belgeler arasında Göktürkler (Tujue) hakkında en kapsamlı ve kronolojik bilgileri sunan eserlerin başında, Çin’in prestijli “Yirmi Dört Tarih” (Ershisi Shi) külliyatının bir parçası olan Bei Shi (北史 / Kuzey Tarihi) gelmektedir.
Tarihçi Li Yanshou tarafından MS 643 ile 659 yılları arasında kaleme alınan bu devasa eser; Kuzey hanedanlıklarının kayıtlarını birleştirerek Türklerin köken efsanelerinden sosyal adetlerine, siyasi ilişkilerinden askeri yapılarına kadar paha biçilemez detaylar sunar. Türk tarihine ışık tutan bu nadide kaynağın orijinal metnini ve bu metnin günümüz Türkçesine sadık bir çevirisini bulabilirsiniz. Önce Çince daha sonra altta Türkçesini yazdım. Yapay zeka ile Türkçeye çevirdim. Çeviride hata olmuş olabilir ancak benim hedefim yapılan tercümeden çok Türklerin eski kaynaklarda nasıl geçtiğini bizzat orijinalinden aktarmak.
卷九十九列传第八十七 突厥 铁勒》[查看正文] [修改] [查看历史]
(daha…)
