Yazar: efecity

  • Okur, Yazar ve Toplum: Nitelikli Okurun İzinde

    Yazan: Özcan ATAR

    Sadık Yalsızuçanlar; “Okur için bir üstadın yolundan gitmek gerek,” diyor. O; Bediüzzaman, İbn-i Arabi ve Konevi’yi okumanın gerekliliğini savunurken Ayfer Tunç ise: “Her şeyi okumam, genellikle yeni çıkan kitapları okuyorum,” diyor. Her ikisi de neleri okumanın gerekli olduğu konusunda ayrılsalar da “nitelikli okurun” olmadığı noktasında hemfikirler.

    Az Ama Derin: Nitelikli Okur Var mı?

    Ben, nitelikli okurun var olduğuna inanıyorum. Belki sayıları beklenenden daha az olabilir; ancak bugün dünyayı daha iyi kavrayabilen insan sayısının önceki yıllardan daha fazla olduğuna inanıyorum. Fakat bir okur olarak hatamız, belki de yazarlarla iletişim kurmamaktır. Çünkü pek çoğumuz yazarlarla iletişim noktasında sıfırız.

    Kütüphanemde başucu kitabı gibi sakladığım bir eser var. Ne zaman o kitabın kapağını açsam, “Yazara bir teşekkür etmem gerek,” derim ama nerede… Bir türlü yapamam bunu.

    Okulumuzda 10 yıldır aktif yönetici olarak çalışmaktayım ve bu süreçte 10 yazarımızı okula davet ettik onları öğrencilerimizle buluşturduk. Benim zamanımda okula yazar getirmek gibi bir aktivite şöyle dursun bunun düşüncesi bile yoktu. Bazı organizasyonlar konuşmacı olarak yazarı çağırılardı da o konferansa gidebilmek için fırsatlar yaratmaya çaba gösterirdik. İnternetin sosyal medyanın olmadığı zamanlarda o yazarı görebilmek bizim için en büyük mutluluktu. Şimdi artık birçok dijital platformda yazarlarımızı saatlerce dinleyebiliyoruz. Ancak eski zamanlardaki imkânsızlıklarda erişebildiğimiz bir yazarın konuşmasının bizim zihnimizde bıraktığı haz bambaşkaydı.

    Vitrinler Zengin, Kafalar Karışık

    Artık kaliteli yazarlar çoğaldı. Her türden kitaplar süslüyor vitrinleri. O kitapların hem baskılarına hem de içeriklerine hayranlıkla bakıyorsunuz. Televizyonu kütüphaneden önce evine sokan bir millet olarak, bu kadar kitaba ulaşmak doğrusu sevinilecek bir durum. Karşılaştırmayı her zaman Japonya ile veya Avrupa ile yapmak zorunda da değiliz. Kafaları dinç olmayan insanlardan durmadan piyasaya sürülen kitapları okumaları beklenemez.

    Bir defa gençlerimiz durmadan test çözüyor. Testleri bitse, ekonomik bağımsızlıkları için yıllarını harcamaları gerekiyor. Sanayici, çiftçi ve esnafımız da gençlerden kalır yanları yok; onlar da maddi darboğazı bir türlü geçemiyorlar.

    Tarihsel ve Toplumsal Dönüşümün İzleri

    Ülkemizin konumu insanların davranışlarına yansıyor elbet. Ülkemiz insanı devamlı bir hareket halinde olmak zorunda kalıyor: Göçler, yoğun çalışma temposu, ticaret ve siyasi gerginlikler…

    Kurtuluş Savaşı’ndan sonra meydana gelen rejim değişikliği, insan davranışlarında ve düşüncelerinde köklü değişikliklere sebep oldu. Almanya da savaştan çıktı, Japonya da; ancak onlar sadece fiziksel bir savaştan çıktılar. Biz ise hem fiziksel hem ruhsal bir değişim yaşadık. Onun için toplumun kendine gelmesi çok uzun bir zaman aldı. Hala kendimizde değiliz. Hem alfabe hem dil değişimini o kadar hızlı yaptık ki bu hızın sonucu tabii ki aksaklıklara da sebep olacaktı. Bugün az okumamızın nedenlerinden biri de budur.

    Teknoloji ve Okuma Bilinci

    Türkiye internete çok çabuk ayak uydurdu, kullanımda dünyada ilk beş sırada yer alıyor. Haliyle insanlar okumak yerine eğlenmeyi yeğliyor. Okumaya giderken insanı okumaktan alıkoyan çok fazla oyalayıcı var. Toplum henüz okuma bilincine ermeden teknoloji bilincine erince, okumak tabii olarak sona kaldı.

    Biz okuyandan değil, okuyucu niteliğinden bahsediyoruz. Yukarıda özgün ve başarılı yazarların çoğaldığından bahsetmiştim. Başarılı yazarların yetişebiliyor olmasının doğal sonucu, nitelikli okurların da ortaya çıkmasıdır. Oran azdır ama ivme aşağıya doğru değil, yukarıya doğrudur. Hem Doğu hem Batı kültürüyle beslenen Anadolu’nun yazar zenginliği aşikâr olmakla beraber, Türk yazarlarının dünyaca tanınmaması bir noksanlıktır. Nasıl Türk yazarları tanınmıyorsa, ben Türk okurunun da yeterince tanındığı kanaatinde değilim.

    Değişim Nereden Başlamalı?

    Bir toplumun değişmesi, “değiştiricilerin” kalitesiyle doğru orantılıdır. Yukarılardan birilerinin “değişim” adlı düğmeye basması gerekmektedir. Yoksa millet kendi kendine düşünsün, okumanın iyi olduğunu keşfetsin de çok okuyan ve yazan insanlar türesin diye bekliyorsak boşa nefes harcıyoruz demektir. Aksi halde bizim yaptığımız; bazı dergi ve kitaplarda entelektüel sohbetler ve yazılar olmaktan öteye geçmeyecektir.

  • Zamanın Mekanik Ruhu: Kum Saatinden Mikro Mucizelere

    Zamanın Mekanik Ruhu: Kum Saatinden Mikro Mucizelere

    Yazan : Özcan ATAR

    İnsanlık, kadim zamanlardan beri “zaman” denilen o büyük gizemi gündelik hayatına entegre etmek için kafa yormuştur. Güneşin hareketi, ayın evreleri, yıldızların konumu; gölge, kum ve mum… Yaşamı anlamlandırmak ve zamana yön vermek için ne büyük çabalar sarf edildi.

    Peki, zamana mahkûmiyeti hatırlatan bu materyaller ve fikri egzersizler gerçekten insanoğlunu tahakkümü altına mı aldı, yoksa insan zamanı kontrolü altına mı aldı? Her ne olmuşsa da, insan ve zaman birlikte bir sona doğru ilerliyor.

    ​Bazen düşünmeden edemiyorum: Zamanı gösteren simgeler ve imgeler olmasaydı, daha huzurlu ve stressiz yaşar mıydık? Şehrin yoğun temposundan kaçıp köye gittiğimizde hissettiğimiz o “zamanın durma” hissi, aslında ruhun özlediği bir özgürlük müdür? M.Ö. yaşayan bir insan dirilip 21. yüzyılın sürekli saatine bakan, bir yerlere yetişmeye çalışan insanını görseydi muhtemelen şaşkınlıkla “Ne oluyor?” diye sorardı.

    ​Mekanik Sanatın Estetiği

    ​Modern dünyada işler çoksa, planlara sadık kalmak bir zorunluluktur. Bu planların sadık yardımcısı ise şüphesiz saatlerdir. Saat, insanlık tarihinin en önemli icatlarından biri; ilerlemenin, modernliğin ve zarafetin sembolüdür.

    ​Bir saat tutkunu olarak, Quartz (pilli) saatlerin sunduğu tasarım çeşitliliğini kabul etsem de, mekanik ve otomatik saatlerin yeri bende her zaman başkadır. Mekanik bir saat, insan elinin ustalığını ve estetiğini yansıtan bir hazzın taşıyıcısıdır. Bilgelik, yetenek ve estetiğin birleştiği o mekanizma, insanın anlam dünyasında üstün bir entelektüelliği ifade eder.

    ​Mikro-Mekanik Mucize: Calibre 101

    ​Saatçilik tarihi, özellikle 1920’lerin Art Deco döneminden 1960’ların kokteyl saatlerine kadar zanaatkârlığın zirvesine şahitlik etti. Erkekler için üretilen cep saatleri mükemmel bir aksesuar iken, kadınlar için tasarlanan bileğe takılan mücevher görünümlü saatler, mikro-mekanik bir devrimi zorunlu kıldı.

    ​Erkek saatlerinde geniş kadran sayesinde mekanizmayı yerleştirmek kolayken, 12-20 mm çapındaki kadın saatlerine mekanik bir ruh üflemek büyük bir beceri gerektiriyordu. Bu noktada Antoine LeCoultre ismi devrim niteliğindedir. 1844’te milimetrenin binde birini ölçebilen milyonometreyi icat ederek, hassas bileşen üretiminin kapılarını açtı.

    ​Bu vizyonun meyvesi, torunu Jacques-David LeCoultre döneminde, 1929 yılında hayat buldu: Calibre 101.

    • Boyut: Sadece 14 mm uzunluk ve 4.8 mm genişlik.
    • Ağırlık: 1 gramdan daha hafif.
    • Unvan: Dünyanın en küçük mekanik mekanizması (Hala bu unvanı korumaktadır).

    ​Günümüzde Saat Tutkusu

    ​Bugün pilli saatlerin seri üretimi dünyayı sarsa da, mekanik saatlere olan rağbet yeniden artıyor. Graff markasının 55 milyon dolarlık “Hallucination” gibi uç örnekleri bir yana, aslında mekanik saat hazzına ulaşmak imkansız değil. İkinci el piyasasında, bütçeye uygun ama karakteri olan pek çok kaliteli mekanik saat bulmak mümkün.

    ​Teknolojinin entegre olduğu modern dünyada saatler artık çok daha renkli ve çeşitli. İster bir mühendislik harikası olan mekanik bir parça, ister göz alıcı bir tasarım olsun; saatler hala bileğimizde zamanı değil, yaşam tarzımızı ve estetik anlayışımızı taşımaya devam ediyor.

  • Ansiklopediler

    Yazan : Özcan ATAR


    Bilgi Toplumu ve Ansiklopedik Külliyatlar: Medeniyetlerin Zihinsel Çizgisi

    Tarih: 11 Aralık 2025

    Günümüzde tanıklık ettiğimiz olağanüstü dijital dönüşümün ve teknolojik ilerlemenin temelinde, Batı medeniyetinin tarihsel süreçte inşa ettiği güçlü bilgi toplumu yapısı yatmaktadır. Ham bilginin sistematik olarak işlenmesi, analiz edilmesi ve yayılması süreçlerindeki Batılı bilim insanının rasyonel yetkinliği, büyük ölçüde bu toplumların bireycilik eksenli kültürel yapısıyla ilişkilidir. Bireyin özerkliği ve kendini geliştirme çabası, kolektif yapılara kıyasla yüksek bir “konfor alanı” yaratma ve inovasyon dürtüsünü tetiklemiştir.

    Eleştirel yaklaşımlar bireyci toplumları duyarsızlıkla suçlasa da, tarihsel süreçler aklın önderliğinde yüksek bir yaşam standardının çekiciliğinin, her iki toplum tipinde de temel bir motivasyon olduğunu göstermiştir.

    Medeniyetlerin Dengesi ve Bilginin Evrimi

    Hiç şüphesiz, modern Batı Medeniyetinin temelinde, Antik Yunan’dan İslâm’ın Altın Çağı’na uzanan Doğu Medeniyetinin muhteşem dehalarının çalışmaları bulunmaktadır. Medeniyetler, yüzyıllar içinde bilgi transferleri ve etkileşimlerle birbirlerini dengelemişlerdir. Ancak, 10. yüzyıldan sonra Doğu’nun bilimsel gerileme eğilimine girmesiyle, 1800’lü yıllardan itibaren Batı, özellikle matbaanın yaygınlaşması ve aydınlanma düşüncesinin etkisiyle bambaşka bir boyuta evrilmiştir.

    Bu hızlı ilerleme, Batı toplumunda insan ve evrene dair zihinsel çalışmaları derinleştirmiş; Doğu toplumları ise çoğunlukla takip ve taklit pozisyonunda kalmaktan öteye gidememiştir.

    Ansiklopedik Çalışmalar: Bilginin Derlenmesi ve Yayılma Hızı

    Batı’nın bilgiyi elde etme, işleme ve yayma süreçlerindeki başarısı, en çarpıcı şekilde ansiklopedi çalışmalarında gözlemlenir. Bilginin kapsamlı bir şekilde derlenip gelecek nesillere aktarılması, Batı’nın zihinsel faaliyetlerinin merkezinde yer almıştır. M.Ö.’ye dayanan ilk örnekler olsa da, 18. yüzyıl Aydınlanma Dönemi’nden itibaren bu çalışmalar kitlesel bir külliyat halini almıştır.

    Bu külliyatların bazı önde gelen örnekleri, sadece bilgi aktarımını değil, aynı zamanda o dönemin sanatlarını, zanaatlarını ve üretim süreçlerini detaylı görsellerle (gravürlerle) sunarak bilginin somutlaşmasına öncülük etmiştir:

    Eser AdıYayın DönemiKapsamÖnemli Notlar ve Hacim
    Encyclopédie (Fransız)1751-1772Bilim, Sanat ve Zanaat35 cilt, 70.000’den fazla madde. Aydınlanma’nın sembolü ve bilginin görsel aktarımını (gravürler) vurgular.
    Encyclopædia Britannica1768 – 2012Genel Bilgi Külliyatı244 yıl basılı kalan, bilginin standardını belirleyen eser. İlk baskısı 2659 sayfadır.
    Der Grosse Brockhaus (Alman)1817-2008Genel Bilgi30 cilt, 300.000’den fazla madde. Modern bilim ve teknolojiyi en üst düzeyde yansıtan Alman ekolü.
    The Museum of Natural History1859Hayvanlar Alemi (Doğa Tarihi)8 cilt, 1500 sayfa. Viktorya döneminde İngiltere’de yayımlanmıştır.
    La Grande Encyclopédie (Fransız)1886-1902Bilim, Edebiyat ve Sanat31 cilt, yaklaşık 200.000 makale ve 15.000 gravür içerir.
    Ward Lock’s Illustrated Guide Books (“Red Guides”)1880-1970Seyahat Rehberleri (Coğrafya, Tarih)Binlerce cilt, yüz binlerce sayfalık muazzam eser. Birleşik Krallık’ta en popüler rehber serisi olmuştur.
    Büyük Sovyet Ansiklopedisi1926-1990Sovyet İdeolojisi, Bilim, TeknolojiDevlet destekli 150 cilt. 200 bin madde ele alınmış olması muhtemeldir.
    Childcraft: The How and Why Library1934-1999Çocuk Gelişimi ve Eğitimi16 cilt, ortalama 4000 sayfa. Çocukların merakını gidermeye odaklanmıştır.
    Collier’s Encyclopedia1950-1962Genel Bilgi Külliyatı24 cilt, 400.000’den fazla giriş, zengin illüstrasyon ve haritalar içerir.
    Histoire Générale de la Peinture1965Dünya Sanat Tarihi27 Cilt kitaptan oluşan Fransızca yazılmış dev bir sanat eseri
    Complete Prose Works of John Milton1953-1982John Milton’ın Tüm Nesir Eserleri8 cilt, 11 kitap, 5000 sayfalık külliyat.
    Encyclopaedia Britannica Macropaedia1979Genel Bilgi (Derinlemesine Makaleler)30 cilt, 30.000 sayfaya yakın. Konuları ders kitabı düzeyinde ele alan bir yenilik olmuştur.
    Encyclopaedia Judaica1971-1972Yahudi Medeniyetinin Tüm Yönleri16 cilt, 12-13 bin sayfa. Tarih, Teoloji, Sanat, İsrail Devleti gibi konuları kapsar.
    The Zohar (Modern Edisyon)2003-2008Tevrat’ın Mistik Yorumları (Kabala)23 cilt, 10.000 sayfa. Modern akademik çalışmalara konu olmuş mistik bir külliyattır.

    Bu devasa bilgi yığınları, Batı’da sırasıyla Sanayi, Bilgi, Bilişim ve Dijital Toplum gibi ardışık evrimleri tetiklemiştir. Makine, Bilgisayar, İnternet ve Yapay Zekâ gibi temel yapı taşları, bu zihinsel altyapı üzerine inşa edilmiştir.

    Doğu ve Asya Toplumlarında Durum

    Bilginin bu denli hızlı ve sistematik ilerleyişi karşısında, kadim Doğu ve Asya toplumları, önemli bir tarihsel kırılma yaşamıştır. Bilgi bu coğrafyalardan sadır olsa da, yön verici ve dönüştürücü bir etkiye ulaşamamıştır. Özellikle 10. yüzyıldan sonra gözlemlenen isteksizlik, kadercilik, irrasyonel bilimlere fazla eğilim ve nesnenin felsefi derinliğine vukufiyetin azalması gibi nedenler, Doğu’yu mistik âlemlerin fantastik rüyalarına sürüklemiştir.

    Türkiye’deki ansiklopedik çalışmalar ise, çoğunlukla dini konulara odaklanma veya belirli temalarda uzmanlaşma eğilimi göstermiştir.

    Eser AdıYayın Kurumu/YazarYayın DönemiKapsamÖnemli Notlar ve Hacim
    Kâmûsu’l-A’lâmŞemseddin Sâmî1889-1898Biyografi (A’lâm) ve Coğrafya6 cilt. Modern Türk ansiklopedisinin öncüsü, ancak sadece kişi ve yer adlarına odaklanmıştır.
    Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA)Türkiye Diyanet Vakfı1988-2016İslâm Dini, Tarihi, Kültürü ve Medeniyeti44 cilt (+ 2 ek cilt). Türkiye’nin en büyük ve en kapsamlı akademik dinî yayınıdır.
    Geschichte des Arabischen Schrifttums (GAS)Prof. Dr. Fuat SezginYüzyıl Boyuncaİslam Medeniyetinde Bilim Dalları ve Tarihi17 cilt. 7. yüzyıldan 1400’lere kadar İslam bilim literatürünü inceler.
    Hak Dini Kur’an Dili (Büyük Kur’an Tefsiri)Elmalılı Muhammed Hamdi YazırKur’an-ı Kerim’in Kapsamlı Tefsiri9 cilt (Orijinal baskı). Otoriter Türkçe tefsirlerden biridir.
    Türk Ansiklopedisi (Resmi Yayın)Milli Eğitim Bakanlığı1943-2002Genel/Ulusal Konular43 cilt. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduktan sonra başlattığı en uzun soluklu ulusal ansiklopedi projesidir.
    Türkler Ansiklopedisi (Özel Yayın)Yeni Türkiye Yayınları2002Türk Tarihi, Kültürü ve Medeniyeti21 cilt. Tematik bir yaklaşımla düzenlenmiştir.
    Hukuk-ı İslâmiye ve Istılahat-ı Fıkhiyye KamusuÖmer Nasuhi Bilmenİslâm Hukuku (Fıkıh) ve Terimleri8 cilt, ortalama 5.000-6.000 sayfa. Fıkıh alanında yazılmış en kapsamlı Türkçe kaynaklardan biridir.
    Eczacıbaşı Sanat AnsiklopedisiEczacıbaşı Yayınevi1993Sanat Alanı3 cilt. Türkiye’deki tematik ansiklopedi örneklerinden biridir.

    Bu tabloda da görüldüğü gibi, hacimli ve genel konuları kapsayan külliyatlarda Batı’nın nicel ve nitel üstünlüğü açıkça ortadadır.

    Sürükleyenler ve Sürüklenenler Dengesi

    Bilgi, ırklar ve coğrafyalar arasında dolaşarak dünya halklarının zihin dünyasını ve davranış düzenini kökten değiştirmiştir. Bu bağlamda, yakın gelecekte sürükleyen-sürüklenenler düzeninin nasıl değişeceği temel bir sorudur.

    Ancak, son dönemde Türkiye’nin kısa sürede insansız hava araçları (İHA/SİHA) ve elektrikli araçlar gibi yüksek teknoloji alanlarında hızla aksiyon alması, bilginin hızlı değerlendirilmesinde atılan somut adımları göstermektedir. Bu hamleler, ülkenin en azından bazı stratejik noktalarda “sürüklenen” pozisyonundan sıyrılma çabasının kanıtıdır. Silah ve teknoloji mühimmatları alanında Türkiye, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelerin (Batı destekli Çin, Japonya ve Tayvan hariç) bu sıyrılmayı kalıcı hale getirip getiremeyeceği, gelecek yüzyılın en kritik sorularından biri olacaktır.

    Sonuç olarak, ansiklopedik külliyatlar, medeniyetlerin zihinsel birikimini, rasyonaliteye verdikleri değeri ve bu sayede ulaştıkları teknolojik gücü somutlaştıran birer turnusol kâğıdıdır. Gelecekteki liderlik, bilgi üretimini, işlemesini ve yaymasını en kapsamlı şekilde sürdürebilen zihinlerin olacaktır.


  • Dine Uzaklar Ama Çok Mutlular!

    Yazan : Özcan ATAR

    Nouman Ali Khan’ın konferansında bir dinleyici yukarıda verdiğim başlığı soru olarak Ali Khan’a soruyor.” Dine Uzaklar Ama Çok Mutlular! Niçin?”  Ali Khan gerçekten samimi ve bilge bir insan. Khan cevaptan önce ayetlerin direkt soruyla ilgili olmadığını baştan söylüyor; dinleyiciye , Kurandan soruyla ilgisi olmayan ayetlerle [ (Ali İmran,178: “Ve o inkâr etmiş olanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi (dünyada geçirdikleri zamanı) sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar. Biz onlara ancak (inkârdan vazgeçip durumlarını düzeltsinler diye) süre veriyoruz, onlar ise, (bu sürede) günahlarını artırıyorlar. (Bu nedenle) Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” İhsan AKTAŞ çevirisi) (Yunus,88: Ve Musa: “Ey Rabbim!” dedi. “Gerçek şu ki, sen Firavun ve etrafındakilerine, dünya hayatında görkem ve zenginlik verdin. Öyle ki, bunun sonucu olarak, onlar da (insanları) senin yolundan çeviriyorlar! Rabbimiz! Onların mallarını mahvet ve gönüllerine sıkıntı üstüne sıkıntı ver; belli ki, o pek acı azabı görmedikçe iman edecek değillerdir.”-İhsan Aktaş çevirisi ) (Ankebut,2:“ (Akıllı, şuurlu ve özgür bir iradeye sahip bir varlık olan) insanlar, imtihan edilmeden (tutum ve davranışlarıyla kendilerinin nasıl bir insan olduklarını bilfiil ıspatlamadan) sadece iman ettik demeleriyle (başıboş) bırakılacaklarını mı sandılar?İhsan AKTAŞ çevirisi )] cevap veriyor.

    Khan Ali İmran178. Ayet ile dinleyiciye cevap veriyor. Kuran cümleleri Peygambere inanmayanların “mutluluklarından” bahsediyor. Bu mutluluklar dünyada o insanlara belli bir süreliğine verilmiştir. Evet, bu ayet inançsızların mutluluklarının geçici olduğunu söylerken inançlıların MUTSUZ olacaklarından bahsetmiyor. Mutluluk bu dünyada sistemin gereğini yerine getirenler için olası. Bu ayetlerde yaradan dünyadaki mutluluğun geçici olacağını inançlı inançsız hepimize hatırlatıyor.

    Khan, Yunus 88. Ayeti örnek veriyor dinleyiciye. Dinleyiciye dolaylı olarak şunu demek istiyor bak işte varlıklı değilim mutlu değilim diyerek üzülüyorsun takma kafana zaten Firavun varlıklıydı da ne oldu. Zaten İnançsızlar zengin olup bu dünyada aldanırlar siz Müslüman olarak fakir kalabilirsiniz. Mutlu olmasanız da olur gerçek mutluluk diğer dünyadadır. Bu sözler dinleyiciyi teskin etmiş midir? Bu soruyu soran kişi ölünceye değin zenginlik mutluluk gereksiz mi diyecek. Bu bireyler bütünü Müslüman bir toplumu oluşturursa bu topluluktan dünyaya ne gibi fayda gelir.

    Allah sadece İnançsızları mı varlıklı yapmıştır. Sadece inançsızlar mı mutlu olmuşlardır. Elbette hayır. Kuranda geçen Süleyman ve Davut Peygamberlerinin zenginlik ve ihtişamına ne demeli. Elbette Süleyman ve Davut zenginlikten dolayı şımarık inançsız insanlar gibi değillerdi. Onlar zenginliğin içinde bile Allah’ı tanır ve bilirlerdi. Onlar: “ Ant olsun ki Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik. İkisi de: “Tüm övgüler, bizi, inanan kullarının birçoğuna üstün kılan Allah’adır.” dediler.(Neml:15)

     Afrika’nın mahrum bölgelerinde veya dünyanın farklı kıtalarında inancı olmayan milyonlarca insanın MUTSUZLUĞU söz konusu değil midir?  İnançsızlığın girdabından MUTSUZLUK adasına çıkan yüzbinlerce intihar eden insan yok mu? Fakirlik içinde yaşayan milyonlarca inançsız insan yok mu bu dünyada. Elbette var. O halde bu ayette “olay ve muhatap” önemli. Burada düşünülmesi gereken asıl sorun şu: Bu soruyu soran kişi bu gözleminde haklı çünkü inanç insanı MUTSUZLUĞA hele  ebedi MUTSUZLUĞA götürmez. Allah adına yapılan yanlış bilgi sonucunda ortaya çıkan YANLIŞ İNANÇ inanan insanı MUTSUZ yapar. Evet, sorun YANLIŞ BİLGİ = YANLIŞ İNANÇ.

    Hıristiyanlar daha baştan tüm insanlığın günahkâr olduğuna inanıyor ve İnsanların kurtarıcısının İsa olacağına inanıyorlarsa nasıl MUTLU olabilirler. Müslümanlar fıkıh ve hadislerdeki bilgi kirliliğinin sonucunda fıtratlarından uzaklaşarak nasıl MUTLU olabilirler. Mutlu değillerse işlerinde çok başarılı da olmazlar. Âdem Havva Cennetten kovulma ile ilgili bilgilere sahip bir Hıristiyan’ın MUTLULUĞU yakalaması biraz zor. Kabirlerde yılanlarla çıyanlarla ceza çekeceğini düşünen ya da namaz kılmayınca (ki Kuranda namaz kılmama cezasından bahsedilmez) dünya ve ahiretin ve zebanilerin başına çökeceğine inanan bir inançlının MUTLU olmak ihtimali var mıdır?  Her şeyden önemlisi insanı muhteşem kâinatı muhteşem yaratan Allah’ın Kuranda insanın mutsuzluğa sürüklenmesine sebep hangi sözü vardır.

    Allah peygamberleri dinin insanları fıtratlarından uzaklaştırdığı zaman gönderiyor. Âdemin oluşturduğu sistem yüzyıllar içinde bozuldu Allah Musa’yı gönderdi. Sonra Yahudilik bozuldu ve insanlar raydan çıktı Allah İsa Peygamberi gönderdi ve Hıristiyanlar da fıtratlarının dışına çıktılar ve dinlerini bozdular Allah, Muhammed peygamberi gönderdi. Niçin gönderdi? İnsanları tekrar özlerine döndürmek için. İşte Müslüman halklar için sorun şu ki İslam dininin özünden ayrılırken Müslümanlar İslam’ın özüne gittiklerini zannetmeleri.

    Mustafa İslamoğlu’nun ısrarla ifade ettiği gibi Uydurulan Din, insanları Tanrıdan uzaklaştırıyor insanları çıkmaz sokaklarda MUTSUZ bireyler haline getiriyor.