Sanırım Yapay Zeka’yı (AI) ilk duyduğumda, onun bu kadar kısa sürede soframıza kadar oturacağını, günlük sohbetlerimizin bir parçası olacağını tahmin etmemiştim. Açıkçası, içinde bulunduğumuz bu hız çağı biraz ürpertici. Bu baş döndürücü sürat insanlığı nereye sürükleyecek, bazen hayal etmekte bile zorlanıyorum.
Öyle bir süreçten geçiyoruz ki, “AI”nın dokunmadığı tek bir alan bile kalmayacak gibi. Ressamın fırçasından yazarın kalemine, öğretmenin ders anlatışından ekonomistin analizlerine kadar her şey bu yeni dönemden nasibini alıyor. Sadece fabrikadaki işçiyi değil; tercümanı, akademisyeni, hatta notaları bir araya getiren müzisyeni bile doğrudan etkileyen bir değişim bu. Artık AI, yani bu yapay akıl, işlerimize sadece yardımcı olmuyor; doğrudan işin içine dâhil oluyor.
İşin bir de yönetim boyutu var. Kendi doğası gereği ağır hareket eden devlet kurumları, bu fırtına gibi esen Yapay Zekâ çağına ne kadar sürede ayak uydurabilecek? Özel sektör bu yeni teknolojiyi bir kazanç kapısı olarak görürken, sokaktaki insanın, çalışanın hayatında ne gibi yaralar açılacak? Bunlar, üzerine sayfalarca yazı yazılması, uzun uzun düşünülmesi gereken hayati meseleler.
Eskiden tarih kitaplarında okurduk; Osmanlı’nın matbaayı geç getirmesinin nedenlerinden birinin “hattatların işsiz kalma korkusu” olduğu söylenirdi. Doğrusu bu görüş bana pek inandırıcı gelmez, biraz abartılı bulurdum. Ancak bugün AI teknolojisinin her geçen gün nasıl bir ilerleme kaydettiğini gördükçe, o günkü insanların endişesini çok daha iyi anlıyorum. Demek ki insanın emeğini ve ekmeğini koruma refleksi, her devirde aynı hassasiyeti taşıyormuş.
Şimdi önümüzde çok kritik bir görev var: Bu büyük değişimin yaratacağı farklılıkları şimdiden görüp, dünyanın varoluş sebebi olan “insan”ın değerini korumak. İnsan faktörü silinip gitmeden, devletin, sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin el birliğiyle güncel planlar yapması şart. Fabrikalardan okullara kadar her kurum, “Önce İnsan” diyerek bu yeni düzene hazırlanmalı.
Vaktiyle bilgisayar ve internet hayatımıza nasıl girdiyse ve biz onlara göre bir hayat kurduysak, şüphesiz Yapay Zeka için de bir yol bulacağız. Ancak bu seferki değişim, geçmiş yüzyıllardaki değişimlerden çok daha farklı ve uyum sağlaması biraz daha zor olacak gibi görünüyor.
Yine de tüm bu anlattıklarım karamsar bir tablo gibi algılanmasın. Belki de bu teknoloji, insanlığı bambaşka ve çok daha güzel bir aşamaya taşıyacak. Belki de üzerimizdeki ağır iş yükünü bu yapay zekalar alacak ve bizler kendi özümüze, fıtratımıza döneceğiz. Daha çok düşünecek, daha çok hissedecek ve yaradılış gayemiz üzerine daha fazla kafa yorma şansı bulacağız. Belki de bu boş vakitler sayesinde Yaradan’ın mucizelerini daha derin bir tefekkürle seyredeceğiz. Kim bilir!.
Kim bilir, belki de en büyük keşif, bu dijital gürültünün sonunda bulacağımız “kendi iç sesimiz” olacaktır.
“…bu yüzden benden tavsiye isteyenlere gerçekten iyi bir tavsiye vereceğim. İsteğiniz dışında size verilmiş sorumluluklar için Tanrı başta olmak üzere herkesi suçlayabilirsiniz. Diğerlerini bilemem ama O’nun bu konuda affedici olabildiğini duydum. Fakat kendinize ait kıldığınız sorumluluklar için başkalarını suçlamayı bırakın. Zorda kalınca herkes yalan söyler. Her tavsiye her zaman doğru tavsiye değildir. Tavsiyelerin altında yatan niyeti hiçbir zaman bilemezsiniz. Ben de dünyanın en iyi niyetli insanı değilim. Niyetimin sorumluluğu bana, verdiğim tavsiyeyi uygulamanın sorumluluğu size aittir.”
Yukarıdaki satırlar, bendenbenkim.blogspot.com adresinde yayımlanan “Tavsiye ve Sorumluluk” başlıklı yazıdan bir alıntı. Yazarın kaleminden dökülen bu düşünceleri ilgiyle takip ediyorum. Ancak bu noktada bir parantez açmak gerek: Belki de postmodernizmin zihinlerimizde yarattığı o kaçınılmaz bulanıklığın bir sonucu olarak, Tanrı’nın mesajlarını ve O’nunla olan bağımızı anlamlandırma konusunda bazen isabetli çıkarımlar yapamıyoruz.
Bu durum, hayatın tam kalbinde iki temel gerçeklikle bizi yüzleştiriyor: Eğer bir inanca sahipsek zamanla bu inançta bir zafiyet oluşuyor; eğer bir inancımız yoksa bu kez de hayatın içinde derin bir anlamsızlık ve başıboşluk hissiyle savruluyoruz.
Oysa Tanrı bizden —belki de beşerî aklımızla hikmetini hiçbir zaman tam olarak çözemeyeceğimiz bir derinlikle— şu duayı dilimizden düşürmememizi ister: “Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükleri yükleme!” Burada asıl mesele, Tanrı’nın bize takdir ettiği imtihanın ağırlığından ziyade, modern aklın reddetmeye meyilli olduğu o “Mutlak Otorite”ye, yani Tanrı’ya olan bağlılığımızın bir bilinç düzeyine erişmesidir.
Dünya hayatında çektiğimiz çilelerin geçici olduğunu, ruhun ancak bu zahmetler nispetinde saflaşıp değer kazandığını ve bu sürecin sonsuz bir yaşamın müjdecisi olduğunu idrak ettiğimizde; Tanrı’yı tenkit etmek bir yana, O’nu ancak minnetle anmak gerekir. Nihayetinde ne kadar hata yaparsak yapalım; gücüne güç yetiremeyeceğimiz ve mahiyetini tam manasıyla kavrayamayacağımız o Yüce Yaratıcı, yukarıdaki yazarın da isabetle belirttiği gibi, bize sonsuz bir merhamet ve affetme vaadi sunmaktadır.
Bizden istenen aslında gayet yalın: Tanrı’yı sadece bir kavram olarak değil, bir bilinç düzeyi olarak kavramak ve O’nu her yönüyle içselleştirmek. Bu içsel yolculuğu tamamladığımızda, geriye sadece O’nun eşsiz lütfunu ve rahmetini beklemek kalıyor.
Sadık Yalsızuçanlar; “Okur için bir üstadın yolundan gitmek gerek,” diyor. O; Bediüzzaman, İbn-i Arabi ve Konevi’yi okumanın gerekliliğini savunurken Ayfer Tunç ise: “Her şeyi okumam, genellikle yeni çıkan kitapları okuyorum,” diyor. Her ikisi de neleri okumanın gerekli olduğu konusunda ayrılsalar da “nitelikli okurun” olmadığı noktasında hemfikirler.
Az Ama Derin: Nitelikli Okur Var mı?
Ben, nitelikli okurun var olduğuna inanıyorum. Belki sayıları beklenenden daha az olabilir; ancak bugün dünyayı daha iyi kavrayabilen insan sayısının önceki yıllardan daha fazla olduğuna inanıyorum. Fakat bir okur olarak hatamız, belki de yazarlarla iletişim kurmamaktır. Çünkü pek çoğumuz yazarlarla iletişim noktasında sıfırız.
Kütüphanemde başucu kitabı gibi sakladığım bir eser var. Ne zaman o kitabın kapağını açsam, “Yazara bir teşekkür etmem gerek,” derim ama nerede… Bir türlü yapamam bunu.
Okulumuzda 10 yıldır aktif yönetici olarak çalışmaktayım ve bu süreçte 10 yazarımızı okula davet ettik onları öğrencilerimizle buluşturduk. Benim zamanımda okula yazar getirmek gibi bir aktivite şöyle dursun bunun düşüncesi bile yoktu. Bazı organizasyonlar konuşmacı olarak yazarı çağırılardı da o konferansa gidebilmek için fırsatlar yaratmaya çaba gösterirdik. İnternetin sosyal medyanın olmadığı zamanlarda o yazarı görebilmek bizim için en büyük mutluluktu. Şimdi artık birçok dijital platformda yazarlarımızı saatlerce dinleyebiliyoruz. Ancak eski zamanlardaki imkânsızlıklarda erişebildiğimiz bir yazarın konuşmasının bizim zihnimizde bıraktığı haz bambaşkaydı.
Vitrinler Zengin, Kafalar Karışık
Artık kaliteli yazarlar çoğaldı. Her türden kitaplar süslüyor vitrinleri. O kitapların hem baskılarına hem de içeriklerine hayranlıkla bakıyorsunuz. Televizyonu kütüphaneden önce evine sokan bir millet olarak, bu kadar kitaba ulaşmak doğrusu sevinilecek bir durum. Karşılaştırmayı her zaman Japonya ile veya Avrupa ile yapmak zorunda da değiliz. Kafaları dinç olmayan insanlardan durmadan piyasaya sürülen kitapları okumaları beklenemez.
Bir defa gençlerimiz durmadan test çözüyor. Testleri bitse, ekonomik bağımsızlıkları için yıllarını harcamaları gerekiyor. Sanayici, çiftçi ve esnafımız da gençlerden kalır yanları yok; onlar da maddi darboğazı bir türlü geçemiyorlar.
Tarihsel ve Toplumsal Dönüşümün İzleri
Ülkemizin konumu insanların davranışlarına yansıyor elbet. Ülkemiz insanı devamlı bir hareket halinde olmak zorunda kalıyor: Göçler, yoğun çalışma temposu, ticaret ve siyasi gerginlikler…
Kurtuluş Savaşı’ndan sonra meydana gelen rejim değişikliği, insan davranışlarında ve düşüncelerinde köklü değişikliklere sebep oldu. Almanya da savaştan çıktı, Japonya da; ancak onlar sadece fiziksel bir savaştan çıktılar. Biz ise hem fiziksel hem ruhsal bir değişim yaşadık. Onun için toplumun kendine gelmesi çok uzun bir zaman aldı. Hala kendimizde değiliz. Hem alfabe hem dil değişimini o kadar hızlı yaptık ki bu hızın sonucu tabii ki aksaklıklara da sebep olacaktı. Bugün az okumamızın nedenlerinden biri de budur.
Teknoloji ve Okuma Bilinci
Türkiye internete çok çabuk ayak uydurdu, kullanımda dünyada ilk beş sırada yer alıyor. Haliyle insanlar okumak yerine eğlenmeyi yeğliyor. Okumaya giderken insanı okumaktan alıkoyan çok fazla oyalayıcı var. Toplum henüz okuma bilincine ermeden teknoloji bilincine erince, okumak tabii olarak sona kaldı.
Biz okuyandan değil, okuyucu niteliğinden bahsediyoruz. Yukarıda özgün ve başarılı yazarların çoğaldığından bahsetmiştim. Başarılı yazarların yetişebiliyor olmasının doğal sonucu, nitelikli okurların da ortaya çıkmasıdır. Oran azdır ama ivme aşağıya doğru değil, yukarıya doğrudur. Hem Doğu hem Batı kültürüyle beslenen Anadolu’nun yazar zenginliği aşikâr olmakla beraber, Türk yazarlarının dünyaca tanınmaması bir noksanlıktır. Nasıl Türk yazarları tanınmıyorsa, ben Türk okurunun da yeterince tanındığı kanaatinde değilim.
Değişim Nereden Başlamalı?
Bir toplumun değişmesi, “değiştiricilerin” kalitesiyle doğru orantılıdır. Yukarılardan birilerinin “değişim” adlı düğmeye basması gerekmektedir. Yoksa millet kendi kendine düşünsün, okumanın iyi olduğunu keşfetsin de çok okuyan ve yazan insanlar türesin diye bekliyorsak boşa nefes harcıyoruz demektir. Aksi halde bizim yaptığımız; bazı dergi ve kitaplarda entelektüel sohbetler ve yazılar olmaktan öteye geçmeyecektir.
İnsanlık, kadim zamanlardan beri “zaman” denilen o büyük gizemi gündelik hayatına entegre etmek için kafa yormuştur. Güneşin hareketi, ayın evreleri, yıldızların konumu; gölge, kum ve mum… Yaşamı anlamlandırmak ve zamana yön vermek için ne büyük çabalar sarf edildi.
Peki, zamana mahkûmiyeti hatırlatan bu materyaller ve fikri egzersizler gerçekten insanoğlunu tahakkümü altına mı aldı, yoksa insan zamanı kontrolü altına mı aldı? Her ne olmuşsa da, insan ve zaman birlikte bir sona doğru ilerliyor.
Bazen düşünmeden edemiyorum: Zamanı gösteren simgeler ve imgeler olmasaydı, daha huzurlu ve stressiz yaşar mıydık? Şehrin yoğun temposundan kaçıp köye gittiğimizde hissettiğimiz o “zamanın durma” hissi, aslında ruhun özlediği bir özgürlük müdür? M.Ö. yaşayan bir insan dirilip 21. yüzyılın sürekli saatine bakan, bir yerlere yetişmeye çalışan insanını görseydi muhtemelen şaşkınlıkla “Ne oluyor?” diye sorardı.
Mekanik Sanatın Estetiği
Modern dünyada işler çoksa, planlara sadık kalmak bir zorunluluktur. Bu planların sadık yardımcısı ise şüphesiz saatlerdir. Saat, insanlık tarihinin en önemli icatlarından biri; ilerlemenin, modernliğin ve zarafetin sembolüdür.
Bir saat tutkunu olarak, Quartz (pilli) saatlerin sunduğu tasarım çeşitliliğini kabul etsem de, mekanik ve otomatik saatlerin yeri bende her zaman başkadır. Mekanik bir saat, insan elinin ustalığını ve estetiğini yansıtan bir hazzın taşıyıcısıdır. Bilgelik, yetenek ve estetiğin birleştiği o mekanizma, insanın anlam dünyasında üstün bir entelektüelliği ifade eder.
Mikro-Mekanik Mucize: Calibre 101
Saatçilik tarihi, özellikle 1920’lerin Art Deco döneminden 1960’ların kokteyl saatlerine kadar zanaatkârlığın zirvesine şahitlik etti. Erkekler için üretilen cep saatleri mükemmel bir aksesuar iken, kadınlar için tasarlanan bileğe takılan mücevher görünümlü saatler, mikro-mekanik bir devrimi zorunlu kıldı.
Erkek saatlerinde geniş kadran sayesinde mekanizmayı yerleştirmek kolayken, 12-20 mm çapındaki kadın saatlerine mekanik bir ruh üflemek büyük bir beceri gerektiriyordu. Bu noktada Antoine LeCoultre ismi devrim niteliğindedir. 1844’te milimetrenin binde birini ölçebilen milyonometreyi icat ederek, hassas bileşen üretiminin kapılarını açtı.
Bu vizyonun meyvesi, torunu Jacques-David LeCoultre döneminde, 1929 yılında hayat buldu: Calibre 101.
Boyut: Sadece 14 mm uzunluk ve 4.8 mm genişlik.
Ağırlık: 1 gramdan daha hafif.
Unvan: Dünyanın en küçük mekanik mekanizması (Hala bu unvanı korumaktadır).
Günümüzde Saat Tutkusu
Bugün pilli saatlerin seri üretimi dünyayı sarsa da, mekanik saatlere olan rağbet yeniden artıyor. Graff markasının 55 milyon dolarlık “Hallucination” gibi uç örnekleri bir yana, aslında mekanik saat hazzına ulaşmak imkansız değil. İkinci el piyasasında, bütçeye uygun ama karakteri olan pek çok kaliteli mekanik saat bulmak mümkün.
Teknolojinin entegre olduğu modern dünyada saatler artık çok daha renkli ve çeşitli. İster bir mühendislik harikası olan mekanik bir parça, ister göz alıcı bir tasarım olsun; saatler hala bileğimizde zamanı değil, yaşam tarzımızı ve estetik anlayışımızı taşımaya devam ediyor.
Bilgi Toplumu ve Ansiklopedik Külliyatlar: Medeniyetlerin Zihinsel Çizgisi
Tarih: 11 Aralık 2025
Günümüzde tanıklık ettiğimiz olağanüstü dijital dönüşümün ve teknolojik ilerlemenin temelinde, Batı medeniyetinin tarihsel süreçte inşa ettiği güçlü bilgi toplumu yapısı yatmaktadır. Ham bilginin sistematik olarak işlenmesi, analiz edilmesi ve yayılması süreçlerindeki Batılı bilim insanının rasyonel yetkinliği, büyük ölçüde bu toplumların bireycilik eksenli kültürel yapısıyla ilişkilidir. Bireyin özerkliği ve kendini geliştirme çabası, kolektif yapılara kıyasla yüksek bir “konfor alanı” yaratma ve inovasyon dürtüsünü tetiklemiştir.
Eleştirel yaklaşımlar bireyci toplumları duyarsızlıkla suçlasa da, tarihsel süreçler aklın önderliğinde yüksek bir yaşam standardının çekiciliğinin, her iki toplum tipinde de temel bir motivasyon olduğunu göstermiştir.
Medeniyetlerin Dengesi ve Bilginin Evrimi
Hiç şüphesiz, modern Batı Medeniyetinin temelinde, Antik Yunan’dan İslâm’ın Altın Çağı’na uzanan Doğu Medeniyetinin muhteşem dehalarının çalışmaları bulunmaktadır. Medeniyetler, yüzyıllar içinde bilgi transferleri ve etkileşimlerle birbirlerini dengelemişlerdir. Ancak, 10. yüzyıldan sonra Doğu’nun bilimsel gerileme eğilimine girmesiyle, 1800’lü yıllardan itibaren Batı, özellikle matbaanın yaygınlaşması ve aydınlanma düşüncesinin etkisiyle bambaşka bir boyuta evrilmiştir.
Bu hızlı ilerleme, Batı toplumunda insan ve evrene dair zihinsel çalışmaları derinleştirmiş; Doğu toplumları ise çoğunlukla takip ve taklit pozisyonunda kalmaktan öteye gidememiştir.
Ansiklopedik Çalışmalar: Bilginin Derlenmesi ve Yayılma Hızı
Batı’nın bilgiyi elde etme, işleme ve yayma süreçlerindeki başarısı, en çarpıcı şekilde ansiklopedi çalışmalarında gözlemlenir. Bilginin kapsamlı bir şekilde derlenip gelecek nesillere aktarılması, Batı’nın zihinsel faaliyetlerinin merkezinde yer almıştır. M.Ö.’ye dayanan ilk örnekler olsa da, 18. yüzyıl Aydınlanma Dönemi’nden itibaren bu çalışmalar kitlesel bir külliyat halini almıştır.
Bu külliyatların bazı önde gelen örnekleri, sadece bilgi aktarımını değil, aynı zamanda o dönemin sanatlarını, zanaatlarını ve üretim süreçlerini detaylı görsellerle (gravürlerle) sunarak bilginin somutlaşmasına öncülük etmiştir:
Eser Adı
Yayın Dönemi
Kapsam
Önemli Notlar ve Hacim
Encyclopédie (Fransız)
1751-1772
Bilim, Sanat ve Zanaat
35 cilt, 70.000’den fazla madde. Aydınlanma’nın sembolü ve bilginin görsel aktarımını (gravürler) vurgular.
Encyclopædia Britannica
1768 – 2012
Genel Bilgi Külliyatı
244 yıl basılı kalan, bilginin standardını belirleyen eser. İlk baskısı 2659 sayfadır.
Der Grosse Brockhaus (Alman)
1817-2008
Genel Bilgi
30 cilt, 300.000’den fazla madde. Modern bilim ve teknolojiyi en üst düzeyde yansıtan Alman ekolü.
The Museum of Natural History
1859
Hayvanlar Alemi (Doğa Tarihi)
8 cilt, 1500 sayfa. Viktorya döneminde İngiltere’de yayımlanmıştır.
La Grande Encyclopédie (Fransız)
1886-1902
Bilim, Edebiyat ve Sanat
31 cilt, yaklaşık 200.000 makale ve 15.000 gravür içerir.
Binlerce cilt, yüz binlerce sayfalık muazzam eser. Birleşik Krallık’ta en popüler rehber serisi olmuştur.
Büyük Sovyet Ansiklopedisi
1926-1990
Sovyet İdeolojisi, Bilim, Teknoloji
Devlet destekli 150 cilt. 200 bin madde ele alınmış olması muhtemeldir.
Childcraft: The How and Why Library
1934-1999
Çocuk Gelişimi ve Eğitimi
16 cilt, ortalama 4000 sayfa. Çocukların merakını gidermeye odaklanmıştır.
Collier’s Encyclopedia
1950-1962
Genel Bilgi Külliyatı
24 cilt, 400.000’den fazla giriş, zengin illüstrasyon ve haritalar içerir.
Histoire Générale de la Peinture
1965
Dünya Sanat Tarihi
27 Cilt kitaptan oluşan Fransızca yazılmış dev bir sanat eseri
Complete Prose Works of John Milton
1953-1982
John Milton’ın Tüm Nesir Eserleri
8 cilt, 11 kitap, 5000 sayfalık külliyat.
Encyclopaedia Britannica Macropaedia
1979
Genel Bilgi (Derinlemesine Makaleler)
30 cilt, 30.000 sayfaya yakın. Konuları ders kitabı düzeyinde ele alan bir yenilik olmuştur.
Encyclopaedia Judaica
1971-1972
Yahudi Medeniyetinin Tüm Yönleri
16 cilt, 12-13 bin sayfa. Tarih, Teoloji, Sanat, İsrail Devleti gibi konuları kapsar.
The Zohar (Modern Edisyon)
2003-2008
Tevrat’ın Mistik Yorumları (Kabala)
23 cilt, 10.000 sayfa. Modern akademik çalışmalara konu olmuş mistik bir külliyattır.
Bu devasa bilgi yığınları, Batı’da sırasıyla Sanayi, Bilgi, Bilişim ve Dijital Toplum gibi ardışık evrimleri tetiklemiştir. Makine, Bilgisayar, İnternet ve Yapay Zekâ gibi temel yapı taşları, bu zihinsel altyapı üzerine inşa edilmiştir.
Doğu ve Asya Toplumlarında Durum
Bilginin bu denli hızlı ve sistematik ilerleyişi karşısında, kadim Doğu ve Asya toplumları, önemli bir tarihsel kırılma yaşamıştır. Bilgi bu coğrafyalardan sadır olsa da, yön verici ve dönüştürücü bir etkiye ulaşamamıştır. Özellikle 10. yüzyıldan sonra gözlemlenen isteksizlik, kadercilik, irrasyonel bilimlere fazla eğilim ve nesnenin felsefi derinliğine vukufiyetin azalması gibi nedenler, Doğu’yu mistik âlemlerin fantastik rüyalarına sürüklemiştir.
Türkiye’deki ansiklopedik çalışmalar ise, çoğunlukla dini konulara odaklanma veya belirli temalarda uzmanlaşma eğilimi göstermiştir.
Eser Adı
Yayın Kurumu/Yazar
Yayın Dönemi
Kapsam
Önemli Notlar ve Hacim
Kâmûsu’l-A’lâm
Şemseddin Sâmî
1889-1898
Biyografi (A’lâm) ve Coğrafya
6 cilt. Modern Türk ansiklopedisinin öncüsü, ancak sadece kişi ve yer adlarına odaklanmıştır.
Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA)
Türkiye Diyanet Vakfı
1988-2016
İslâm Dini, Tarihi, Kültürü ve Medeniyeti
44 cilt (+ 2 ek cilt). Türkiye’nin en büyük ve en kapsamlı akademik dinî yayınıdır.
Geschichte des Arabischen Schrifttums (GAS)
Prof. Dr. Fuat Sezgin
Yüzyıl Boyunca
İslam Medeniyetinde Bilim Dalları ve Tarihi
17 cilt. 7. yüzyıldan 1400’lere kadar İslam bilim literatürünü inceler.
Hak Dini Kur’an Dili (Büyük Kur’an Tefsiri)
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
Kur’an-ı Kerim’in Kapsamlı Tefsiri
9 cilt (Orijinal baskı). Otoriter Türkçe tefsirlerden biridir.
Türk Ansiklopedisi (Resmi Yayın)
Milli Eğitim Bakanlığı
1943-2002
Genel/Ulusal Konular
43 cilt. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduktan sonra başlattığı en uzun soluklu ulusal ansiklopedi projesidir.
Türkler Ansiklopedisi (Özel Yayın)
Yeni Türkiye Yayınları
2002
Türk Tarihi, Kültürü ve Medeniyeti
21 cilt. Tematik bir yaklaşımla düzenlenmiştir.
Hukuk-ı İslâmiye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu
Ömer Nasuhi Bilmen
İslâm Hukuku (Fıkıh) ve Terimleri
8 cilt, ortalama 5.000-6.000 sayfa. Fıkıh alanında yazılmış en kapsamlı Türkçe kaynaklardan biridir.
Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi
Eczacıbaşı Yayınevi
1993
Sanat Alanı
3 cilt. Türkiye’deki tematik ansiklopedi örneklerinden biridir.
Bu tabloda da görüldüğü gibi, hacimli ve genel konuları kapsayan külliyatlarda Batı’nın nicel ve nitel üstünlüğü açıkça ortadadır.
Sürükleyenler ve Sürüklenenler Dengesi
Bilgi, ırklar ve coğrafyalar arasında dolaşarak dünya halklarının zihin dünyasını ve davranış düzenini kökten değiştirmiştir. Bu bağlamda, yakın gelecekte sürükleyen-sürüklenenler düzeninin nasıl değişeceği temel bir sorudur.
Ancak, son dönemde Türkiye’nin kısa sürede insansız hava araçları (İHA/SİHA) ve elektrikli araçlar gibi yüksek teknoloji alanlarında hızla aksiyon alması, bilginin hızlı değerlendirilmesinde atılan somut adımları göstermektedir. Bu hamleler, ülkenin en azından bazı stratejik noktalarda “sürüklenen” pozisyonundan sıyrılma çabasının kanıtıdır. Silah ve teknoloji mühimmatları alanında Türkiye, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelerin (Batı destekli Çin, Japonya ve Tayvan hariç) bu sıyrılmayı kalıcı hale getirip getiremeyeceği, gelecek yüzyılın en kritik sorularından biri olacaktır.
Sonuç olarak, ansiklopedik külliyatlar, medeniyetlerin zihinsel birikimini, rasyonaliteye verdikleri değeri ve bu sayede ulaştıkları teknolojik gücü somutlaştıran birer turnusol kâğıdıdır. Gelecekteki liderlik, bilgi üretimini, işlemesini ve yaymasını en kapsamlı şekilde sürdürebilen zihinlerin olacaktır.