Film Fragmanları

  • Immaculate

    Yönetmen : Michael Mohan

    OYUNCULAR :

    Sydney Bernice Sweeney (Cecilia)

    Álvaro Antonio García Pérez (Father Sal Tedeschi)

    Giorgio Colangeli (Cardinal Franco Merola)

    Eskiden bizler bayramlarda yılbaşında birbirimize karpostallar gönderirdik. O karpostalları seçmek apayrı bir mutluluktu. Rengarenk karpostallar bazıları pırıl pırıl simli bazıları mat ama muhteşem manzaralı idi. Bu film de aynen pitoresklik bir film. Hemen her sahnesi karpostallık. Film Hıristiyanlığı eleştiriyor. Bir rahip,  İsa gibi yeni bir muştucunun peşinde. İsayı tekrar doğuracak Meryemler aranıyor. Bu yolda çok genç kız feda ediliyor. Bir Meryem…Her dinin mutlaka sapkın yönleri de ortaya çıkar. İnsanoğlu inancı ile diğer canlılardan ayrılıyor fakat inancında aşırılığa gittiğinde işte bambaşka sonuçlar çıkıyor.

    Hıristiyanlık ile ilgili filmlerde mümkün olduğunca estetik aranır. Eski yıllarda da bu tip filmler vardı fakat tabi film görselliği oldukça kalitesizdi. Yarı karanlık korku Hristiyan filmleri çokça vardı. Bir hafta içinde Hristiyanlığı işleyen üç film izledim.  Sarhoş olup evini ailesini ihmal eden bir kişinin hidayete ererek doğru yolu bulması bu film 1980’lerde çekilmiş, Anthony Hopkins’in başrolünde oynadığı Mary adlı film (bu filmi yorumlayacağım). Özünde Hristiyanlık konulu filmlerin bazıları korku temasını işlemiyor sevgi ve yanlışlardan uzaklaşma daha işleniyor. Özünde bu filmler de insanların kendilerini sorgulamaya zorluyor.

    Filmin ana karakteri   Cecilia (Sydney Bernice Sweeney) iyi oyunculuk çıkarıyor. Fakat film bana göre oyunculuklardan daha fazla görsele odaklanmış gibi. Konular ilerlerken karakterler sanki kıyıdan köşeden aniden çıkıp hemen çekilivermişler gibiydi. Hani nasıl desem mutmain olmak vardır ya işte ben Cecilia’da Rahip Tedeschi  ve Cardinal’de bunu göremedim. Film sona doğru daha yoğun duygular olması gerekirken Rahibe’nin acayip kaçış planları ile fazlaca oyalandık diye düşünüyorum. Elbette bu filmin başarısına gölge etmez. Bu filmi eleştirmek için kendi İslam konulu filmlerimizin olması gerek ama  bizde nerde böyle muhteşem İslam filmleri. Bizdekiler Hz. Ömer gibi  Rabia gibi  garabet filmler var (90 lı yıllarda okul müdürümüz bizi Hz. Ömer filmini seyretmemiz için sinemaya götürmüştü o yaşta Hz. Ömer karakterini görünce bu ne böyle ! dediğimi hatırlıyorum. )

    Bu tarz film sevenler için seyredilmeye değer.

  • İhsan AKTAŞ’ın bakış açısından “Adem”

    Araf 189. ayet, Zümer 6. ayet, Fatır 11. cümlelerde Tanrı insanın yaratılışını açıklarken Havva’nın Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı gibi bir sonuç çıkmıyor ya da ilk insan Adem, Havva ile birleşip çoğladı oradan da kardeşler birbiriyle çapraz evlendi gibi sonuçlar da çıkmıyor. Lakin yüzlerce yıldır bilginin aktarılmasındaki nakıslık maalesef müslüman toplumlarının sorunu olduğu gibi insanlığın da sorunu olmuştur (burada mealler kadar sorunlu ve belki de çok daha sıkıntıya yol açan Hadis-Fıkıh sorunlarını da kapsamlı olarak çalışmak gerekiyor. İnsanlığın kurtuluşu UYDURMALARDAN kurtulmakla olacak).

    (daha…)
  • Aydın’lı EFELER

    Yazan : Özcan ATAR

    Efeler tüm Türklerin duyduğu bir kavram. Ancak Aydınlı olanlar dahil hemen hiç kimsenin bilmediği bir kavram EFELER.

    Efelik nedir? Aydınlı Efeler kimlerdir ve bu Efeler neler yapmışlardır. Bu bilgileri okuyucunun önüne serdetmeyeceğim. Efeler hakkında bilgi sahibi olan Türkiye’deki tek otoritenin Sabahattin Burhan olduğunu bildirmek için bu yazıyı yazdım.

    Okulumuz Lise Müdürü Orhan SEYHAN Bey’in girişimiyle yazarımız okulumuza davet edilmemiş olsaydı muhtemelen böyle değerli bir yazarı tanıma şerefine nail olamayacaktı/m/tık.

    Sabahattin BURHAN Aydın’ın Nazilli ilçesinde doğmuş ve daha çocuk denilecek yaşlarda Efeleri merak etmiş ve tüm ömrünü o Efeleri tanımak ve tanıtmak üzerine inşa etmiş değerli bir yazarımız.

    10’larca kitap, yüzlerce makale, birçok röportaj ile usanmaz çalışma azmiyle Sabahattin BURHAN bugün popüler kültürün etkisiyle aynı Efeler gibi az tanınan bir yazarımız. Yörük Ali Efe, Kozalaklı Mehmet Efe, Çakırcalı Mehmet Efe, Çete Ayşe gibi daha pek çok efenin hayatını roman türünde akıcı bir dil ile bizlerin istifadesine sunmuştur.

    Kozalaklı Mehmet Efe kitabını okuyunca günümüzden tamamen uzaklaşıp bambaşka bir evrene uyanıyorsunuz. Ve diyorsunuz ki kitap bitince, bunlar insan ise ben neyim. O ne korkusuzluk, o ne etkileyicilik, o ne gözü peklik. “Efeler eşkıya” diyenler de var. Evet devlete kök söktürmüşlerdir lakin zaten batmakta olan bir devlette yapılan haksızlıklara karşı Efeler DUR ihtarı çekmek için dağlara doğru yamanmışlardır. Elbette nüfuzunu yanlış kullanan Efeler de olmuştur fakat genel anlamda Efelerin kendi kültürlerinde dürüstlük, sadakat, korkusuzluk, gerçekçilik vs gibi hasletler uyulması gereken kesin kurallar gibidir.

    Hani Borsa’da Keşmir’de Filistin’de insanların başına neler geldiyse Aydın ilinde yaşayanların da başına onlar gelmiş. Osmanlı bir koca tarihse, o tarihin içinde Efeler başka bir tarih. Ancak hay huylarla ıvır zıvır işlerle o kadar meşgulüz ki! Efelermiş, kahramanlıklarmış, ölümlermiş kime ne! Aydında oluk oluk kan akmış yüzlerce insanın kafası koparılmış, derileri soyulmuş kime ne!

    Galiba bazı duygular o an geçerli oluyor sonraki anlarda hiç etki yapmıyor.

  • Once Upon a Time in the West

    Yorumlayan: Özcan ATAR

    1968 Yılında çekilen bir film bu kadar mı etkileyici olur. Evet, Sergio Leone olursa olur. Film konusu itibariyle elbette insanı şaşırtmıyor. Belki durağan filmi sevmeyen izleyiciler bu ne yavaşlık da diyebilirler. Ancak hemen her karesi görsel şölen, hemen her karesi işitsel şölen olan bu film kesinlikle Film Klasiklerinin içinde olmayı hak ediyor.

    Filmi izlerken adeta o tarihin içinde kendinizi buluyorsunuz. Oyunculuklar o kadar iyi ki! Charles Bronson ( Armonika), Henry Fonda( Frank), Claudia Cardinale (Jill McBain), Jason Robarts (Cheyenne)…

    Bu oyuncular gerçekten işlerini mükemmel yapıyorlar. Oyunculukları çok iyi. Özellikle Charles Bronson’u izlemek benim için ayrı bir zevk. Filmin en öne çıkan özelliği : Sessizlik ve gündelik koşuşturmalarımızda farkına varmadığımız seslerin çarpıcı bir şekilde seyirciye işittirilmesi. Bir kapı gıcırtısı, rüzgardan bir açılıp kapanan ahşap pencere kanatlarının çarpma sesi vs. Western filmlerinde bu özellik zaten kullanılıyordu fakat bu filmde daha da belirgin hale getirilmiş.

    Film yavaş ilerliyormuş gibi görünse de  insanı meraklandıran bir akış da var. Acaba Armonika ile Frank karşılaşınca ne olacak. Her iki karakter de özel.

    Filmin 2:23. Dakikasında Armonika kameranın sağ köşesinden belirirken Frank yavaşça ve korkusuzca düello alanına ilerliyor iki gizemli insan elbette  kötüler cezalarını  çekiyor. Aslında evler gri, yer gök gri, her taraf toz toprak kirli , her yer kurak ve çöl, insanların hayatları çöl, özellikle erkekler zır cahil ve kaba onların ruhları da çöl. Belki o çölde tek vaha kadınlar. Bu filmlerde ilginçtir KADINLAR akıllı tutarlı ve vicdanlı. Tabii ki çocuklar ve yaşlılar. Yaşlı çocuk ve kadın öldürmemeye çalışıyorlar. İlginçtir daha 100 yıl önce böyle yaşayan Amerika dünyanın en ileri ülkesi oluverdi.

    http://NEW YORK, NY – CIRCA 1979: Jane Fonda with father Henry Fonda circa 1979 in New York City. (Photo by Sonia Moskowitz/IMAGES/Getty Images)

    Filmde benim dikkatimi çeken  Charles Bronson’un bakış ve davranışı Cüneyt Arkın’a, Claudia’nın bakışları ise Hülya KOÇYİĞT’e benziyor. Belki bana öyle gelmiştir. İzlenmesi gereken bir film.

  • Kim bilir

    Yazan : Özcan ATAR

    Öleceğini bilen varlık olarak ne kadar da neşeliyim. Hem bu ayrılış ne zaman olacak belirsiz hem vuslat yeri belirsiz. Belirsizlikler girdabına doğru yol almak… insan ürperiyor.

    Her ne kadar kutsal kitaplar çok bilgiler veriyorsa da nasıl desem gidenlerin hiçbiri de dönmüyor ya geriye. Acabalar, acabalar ? Bazıları da ölümü hiç düşünmeden yaşayarak mutluluğa ulaşabileceğini zannediyor. Olmuyor işte! Bu gerçeklikten kurtuluş mümkün olmuyor.  Deve kuşu gibi başımızı kuma gömünce de maalesef korkumuzdan bir türlü sıyrılamıyoruz.

    Ne kadar çok bağlanırsak çoluğumuza çcuğumuza, paraya pula o denli zorlaşıyor ayrılmak. Ama  yok o da pek mümkün değil. Yanınızda güzel çocuklarınız ve bakışları…ya eşleriniz, dostlarınız… güzel sıcak evlerinizden soğuk toprağın  içine girmek…düşününce insan bir garip oluyor. Duygu helezonlarının içinde kaybolan insan!

    Küskün, kızgın, üzgün, mutlu, kibirli insan! Zaman seni yürütüyor, zaman seni koşturtuyor, zaman seni ezip yıpratıyor, zaman seni telaşlandırıyor, zaman…zaman…seni öğütüp topraklara serpiyor.

    Kuruyan yaprakla, ölen kediyle aynı kaderi yaşamak…

    İnsanoğlu gidenlerden bir defa haber alıverseydi…

    Ölürken korku, ümit  ve heyecan  içinde kalbimiz ağzımızdan çıkacakmış gibi mi olacağız! Nafile bunu da bilemiyoruz. Ölürken yalnız mı olacağız ya da ıslak gözlerle bize  bakan bir çocuğumuz mu olacak. Kim bilir! Ya da biz mi onlara ıslak gözlerle bakıyor olacağız. Kim bilir  belki kalanlar ölüdür de gidenler dirilmiştir.