Kategori: denemeler

  • 19. yüzyılın maskeli festivali

    1800’lü yıllarda Fransa’da bireylerin ve halkın sanat eğlence edebiyat ve teknoloji alanlarında hangi düzeylerde olduğunu gösteren ciddi kaynaklar var.

    Opera Balı (Le Bal de l’Opéra), temelleri 18. yüzyılın başlarında Fransa’da atılan, Paris toplum hayatının en görkemli, en gizemli ve zaman zaman da en çılgın eğlence geleneğidir.

    Maskelerin Ardındaki Eşitlik

    Opera Balı’nın en önemli özelliği maskeli olmasıydı. Kadınlar genellikle “domino” adı verilen, vücut hatlarını tamamen örten pelerinli bir maske takarlardı. Bu sayede bir soylu ile bir işçi, bir prenses ile bir tezgahtar kimliğini gizleyerek yan yana gelebilirdi. Bu “pinhan” (saklı) kalma durumu, baloya muazzam bir gizem katıyordu.

    (daha…)
  • Sözcüklerin Gücü ve Türkçenin Evrensel Yürüyüşü

    Yazar: Özcan ATAR

    Rıza Tevfik, bundan bir asır evvel kaleme aldığı satırlarında Türkçenin ruhunu adeta bir teşhis masasına yatırmış; ancak ne hazindir ki teşhisi koyarken Batı’nın elindeki neşteri kendi dilinin bağrına biraz insafsızca saplamıştır. Tevfik, o günkü karamsar tablosunda şöyle diyordu:

    (daha…)
  • ERKEKLİK NEDEN ÖLDÜ? Maskülenlik (Erkeklik) Krizi (Bunalımı)

    Ülkemizde boşanma oranı artık %50’nin üzerine çıktı. Sadece ülkemizde değil; Avrupa’da ve Amerika’da da boşanma oranları %50’nin üzerinde seyrederken, özellikle Belçika %70 boşanma oranıyla dünya rekoruna imza attı. Bin nüfus başına evlenme hızı Avrupa Birliği genelinde 3,2 ila 3,9 arasındayken; Türkiye’de bin nüfus başına evlenme hızı yaklaşık bunun iki katı olsa da nüfus artış hızı için bu sayı yetersizdir. Türkiye’de kadın başına çocuk sayısı artık 1,49’a düştü ki bu da nüfus artışını bırakın, nüfusun yenilenmesi için kritik eşik olan 2,1’in oldukça altındadır.

    (daha…)
  • Kendi Huzurlu Limanımı Koruma Çabasındayım

    Yazan : Özcan ATAR

    Dağdağalı bir ortam… Her yer cayır cayır yanıyor ve ateş bana da yaklaşıyorken, elimde o ateşi söndürmek için döktüğüm küçücük bir kova su. Olmayacak, biliyorum. Tek çare koşmak; olabildiğince uzaklaşmak! Dizilerden, filmlerden ve etrafımızı kuşatan o anlamsız gürültüden nasıl azade kalabiliriz? Tüm bu hengâmede kendi huzurlu limanımı nasıl koruyabilirim?

    Bugün bakıyorum da, Murat Soner gibi birkaç sağduyulu sesin dışında kimseden bir itiraz yükselmiyor. Türk dizilerini –yabancı yapımlarda da sapkınlıkların çıkacağını tahmin etmeme rağmen– artık neredeyse hiç seyretmiyorum. Bizim yerli yapımlarımız çok daha ağır bir yıkım vadediyor; sanki insanlığın kalbine, bizzat Türkiye’den kurşun sıkılıyor. Ne muazzam ve sapkın bir güçle karşı karşıyayız.

    (daha…)
  • Yeni Bir Eşiğin Önünde: Yapay Zekâ ve İnsanın Kaderi

    Yazan : Özcan ATAR

    Sanırım Yapay Zeka’yı (AI)  ilk duyduğumda, onun bu kadar kısa sürede soframıza kadar oturacağını, günlük sohbetlerimizin bir parçası olacağını tahmin etmemiştim. Açıkçası, içinde bulunduğumuz bu hız çağı biraz ürpertici. Bu baş döndürücü sürat insanlığı nereye sürükleyecek, bazen hayal etmekte bile zorlanıyorum.

    Öyle bir süreçten geçiyoruz ki, “AI”nın dokunmadığı tek bir alan bile kalmayacak gibi. Ressamın fırçasından yazarın kalemine, öğretmenin ders anlatışından ekonomistin analizlerine kadar her şey bu yeni dönemden nasibini alıyor. Sadece fabrikadaki işçiyi değil; tercümanı, akademisyeni, hatta notaları bir araya getiren müzisyeni bile doğrudan etkileyen bir değişim bu. Artık AI, yani bu yapay akıl, işlerimize sadece yardımcı olmuyor; doğrudan işin içine dâhil oluyor.

    İşin bir de yönetim boyutu var. Kendi doğası gereği ağır hareket eden devlet kurumları, bu fırtına gibi esen Yapay Zekâ çağına ne kadar sürede ayak uydurabilecek? Özel sektör bu yeni teknolojiyi bir kazanç kapısı olarak görürken, sokaktaki insanın, çalışanın hayatında ne gibi yaralar açılacak? Bunlar, üzerine sayfalarca yazı yazılması, uzun uzun düşünülmesi gereken hayati meseleler.

    (daha…)