Yazan : Tayyar ALTIKULAÇ
Konu: Oryantalistlerin Kuran Araştırmaları
Hiç şüphe yok ki, Kur’an-ı Kerim’in güvenilirliği meselesi, Kur’an tarihi ile meşgul olanların üzerinde en çok yoğunlaştığı konuların başında gelir. Aslında bunun, sadece Kur’an tarihi ile meşgul olanlar için değil, tüm Müslümanların inanç dünyaları için hayati derecede önemli olduğunda şüphe yoktur. Ancak Müslüman araştırmacılar konuyu “onun bir harfinin bile değişmediği” inancı ile ve ilgili rivayetleri yeterince kritik etmeden ele alırken, oryantalistler genelde şüpheci bir yaklaşımla araştırmalarını sürdürmüşlerdir. Ama onların içinde “Tevrat ve İncil gibi Kur’an’ın da zaman içinde değişikliğe uğradığı peşin hükmüyle gayret edenler de eksik olmamıştır. Yine bunlar içinde Hz. Peygamber’e hayranlığını ifade eden ve Kur’an’ın üslubunun erişilmez olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, Kur’an’ın Tevrat ve İncil’den alıntılarla meydana getirildiğini ileri sürenler, hatta “Hz. Muhammed’in gerçek hayatta var olup olmadığını” tartışanlar da yok değildir.
Son bir asır içinde Müslüman yazarlar eskilerden ve birbirlerinden yaptıkları nakillerle ve pek de özgün olmayan görüşlerini tekrarlamakla yetinip oyalanırken Batılı oryantalistlerin Kur’an’ı ele alışlarında önemli bir metot değişikliği olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bilindiği gibi onlar 1930’lu yıllara kadar vahiy dönemi ile ilgili pek de yeterli olmayan rivayetlerden hareketle rahat yorumlar yapıyorlardı. Bazı rivayetlerdeki çelişkiler de en çok yararlandıkları unsurlar arasında yer alıyordu. Onu masa başında telif edilmiş bir kitap gibi görüp ayetlerin tertibini beğenmeyenler, hatta bazı ayetlerin Kur’an’a sonradan eklendiğini ileri sürecek kadar rahat ve cesur hareket edenler de yok değildi. Hz. Osman’ın hilafeti yıllarına kadarki süreçle ilgili olarak da onlar için durum bundan farksızdı, Kur’an’ın mevsûkıyeti (sağlamlık, gerçeklik, inanırlık) aleyhine senaryo üretmeyi sürdürüyorlardı.
Bu defa en eski Kur’an metinlerini toplayarak bunlar üzerinde durma, buldukları kâtip sehivlerinden veya az ya da çok metin farklılıklarından sonuçlar çıkarma sürecine girdiler. Günümüzde Saarland Üniversitesi çevresinde, keza Berlin’de ve Paris’te sürdürülen oryantalist çalışmalarda ortaklaşa gördüğümüz manzara budur. Bunun için önce Kur’an’ın en eski el yazmalarıyla ilgili bir veri tabanı oluşturmaya çalıştılar. Müslüman araştırmacılara gelince, onlar böyle bir çalışmayı akıllarından bile geçirmediler. İslâm dünyasının çeşitli yerlerinde bulunan sahabe kaleminden çıkmış paha biçilmez Mushaf parçaları ve varakları Müslüman yetkililer tarafından oryantalizmin hizmetine cömertçe servis edildi (bk. s. 331-332). Bu konunun arka planını bize anlatan aşağıdaki satırları birlikte okuyalım
Geschichte des Qorâns (Göttingen, 1860) isimli çalışması bu alan için halâ bir kilometre taşı olarak kabul edilen Theodor Nöldeke, en eski el yazmalarını inceleme arzusunu dile getirmişti. 1920’li yıllardan önce el yazmalarını değerlendirme işi, bu araştırmayı yapacak kişinin Avrupa, Orta Doğu ve Amerika’da bulunan farklı şarkiyat el yazma koleksiyonlarını ziyaret etmesini zorunlu kıldığından dolayı seyahat ve konaklama için belli bir miktarda parayı gerektiren bir çalışmaydı.
Nöldeke’nin öğrencisi sayılan Gotthelf Bergsträßer, modern teknolojinin imkânlarıyla el yazması verilerin toplanmasını önermiştir. 1929 yılında Bergsträßer, Leica model taşınabilir bir fotoğraf makinesi kullanarak Kur’an metnini araştırmada apparatus criticus (eleştiri sistemi) kurmak için bir plan geliştirdi. (…). Bergsträßer’in 1933 yılında beklenmeyen ani vefatından sonra halefi Otto Pretzl Paris, Madrid (el-Escorial), İstanbul, Rabat, Meknes ve Kahire’de bulunan Kur’an el yazmalarının resimlerini çekerek çalışmalarına devam etmiştir. 450’nin üzerinde Agfa film fotoğrafının II. Dünya Savaşı sırasında Akademi’nin bombalanmasından dolayı bina ile birlikte tamamen tahrip edildiğine inanılıyordu. Ancak savaş esnasında bu arşivin yok olabileceğini öngören Pretzl’in halefi Anton Spitaler (1910-2003) bu filmleri başka bir yerde muhafaza etmiştir. Berlin’e yaptığı bir seyahat sırasında öğrencisi Angelika Neuwirth’e bu arşivin yok olmadığını ve kendisinin ilgilenip ilgilenmeyeceğini sor muştur. Böylece 1990’lı yıllarda Spitaler ve Neuwirth arasında yapı lan bir antlaşma sonucunda bu filmler Berlin Freie Üniversitesi, Semitistik ve Arabistik Bölümüne getirilmiştir.

Resim 1 (Kahire’de, muhtemelen İslâm Sanatları Müzesi’nin camında Gotthelf Bergsträßer tarafından çekilen bir Kur’an sayfası).
Yukarıdaki satırların bize anlattığına göre oryantalistlerin elinde İslamiyet’in ilk asırlarından gelen bir hayli Mushaf parçaları ve varakları mevcuttur. Üzerinde inceleme yapılacak materyal bundan ibaret de değildir. İşin bir başka boyutu daha var ki, oryantalistlerin Kur’an araştırmalarıyla ilgili örneklere geçmeden önce ona da değinmemizde, yani Almanya’nın Saarland Üniversitesi’nden bir ekibin Yemen parşömenleri (Mushaf varakları) üzerindeki çalışmalarını ve bu parşömenlerin hikâyesini hatırlamamızda fayda vardır.
Çünkü 1930’lu yıllardan bu yana oryantalistlerin Kur’an araştırma ve incelemelerinde görülen metot değişikliğine bu parşömenler önemli ölçüde katkı sağlamış, mesailerinin önemli konusu olmayı sürdürmüştür. Bu süreç halen devam etmektedir.
1 bk. Gözeler, Esra ve dğr., “Corpus Coranicum Projesi: Kur’an’ı Geç Antik Döneme Ait Bir Metin Olarak Okumak”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara 2012, LXXIII, syf. 2, s. 226-227.
Kaynak: Mesahif-i Kadime, Dr. Tayyar ALTIKULAÇ, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınevi, Mart 2022, 2. Baskı, Sayfa:151,152,153,154)


Yorum bırakın