Kategori: denemeler

  • Devlet ve Amaç

    Devlet ve Amaç

    Yazan: Özcan Atar

    Devlet adı verilen büyük mekanizmanın baştan aşağıya sorgulanması dizayn edilmesi görev alanlarının tam anlamıyla tespit edilip dişililerin düzenli ve akışkan bir şekilde işletilmesinin sağlanması gerekiyor. Tabi bu temsil yeteneği çok güçlü bir iradenin uzun soluklu çalışmasıyla ancak üstesinden gelinebilecek bir durum.

    20. yüzyılın başlarında belirlenmiş pek köhneleşmiş kurallar bütününün tekrar ve acilen incelenip belirlenmiş olan çağ problemlerinin bir an önce çözülmesi gerekiyor. Beyinlerde oluşturulmuş ama kağıt üzerine düşmemiş teoriler ya da kitaplarda kalmış ama pratiğe geçmemiş bilgiler anlamlandırılmalı yararlı hale dönüştürülmelidir.

    Devleti teraziyi tutan bir el olarak düşünmek zorundaysak ki öyledir. Bu terazinin bir kefesinin devamlı yukarıda kalması da benzersiz bir adaletsizliği gösterir. Toplumlar bu dengeyi kendileri sağlamak zorunda kaldıklarında ortaya çıkacak yangının kaç yıl devam edeceğini tahmin etmek de zor. Suriye’de ve diğer ülkelerde çıkan isyanlar hepimizin gözü önünde. Tabi bunlar bizim için bir tiyatro değil.

    Onca büyük hacimli kitaplar engin düşünceler teoriler tezler vs. hep insanların gündelik küçük sorunlarının çözülmesi amacıyla üretilir. İnsanlar mutluluğun peşindedirler bu dünyada. Nafile bir bekleyiştir bu aslında ama gerçek gibi yaşanılan bu algılar dünyasında sanal yaşamlarımızın bize sunacağı sevinçler mutluluklar hayal kadar gerçektir de aynı zamanda . Gündelik çaresizliklerimize çareler sunup insana mutluluk vermesi için büyük karmaşık devlet sistemleri oluşturma çabası bir o kadar paradoksal durumdur hakikatte. Devletler, kanunlar, çabalar , arayışlar, buluşlar, fikirler fiziken küçük manen büyük insanın gözlerinden hüzünle bir damla yaş çıkmasın tık tık atan kalbi ızdıraplar içinde çırpınmasın diye değil midir?

    Toplumların oluşturduğu ruhsuz mekanikleşmiş devlet sistemleri ne kadar acımasız ve hoyratça ise gönüller o kadar yıpranmakta mutsuz insan cennetleri o kadar çoğalmaktadır. Daha bebeklikten başlayan esir olma ölünceye kadar devam etmekte insanın özgürlük arayışı da hiç bitmemektedir. Çalışıyorsunuz çabalıyorsunuz her yönünüzden ablukaya alındığınızdan “mutluluk” için “diğer alem”i beklemek mecburiyetinde kalıyorsunuz.

    Bireylerden yola koyularak oluşturulan Platon’cu devlet sisteminde en ilkel anlamıyla işçilerin (özel sektör çalışanlarının hepsi ki kamuda olanlar korunma kapsamındadırlar haliyle ), bilge ( yöneticiler-devlet içindeki alt-üst memur bürokrat,hakim savcı vs.) ve askerler (paşalar her rütbedekiler vs.) için çalışıp kanaatkar olmaları gibi bir anlayış bugün pratikte uygulanma şansını yakalamış ve kapitalizm ile belki Platon’un safça iyi niyetle söylediği bu sistem daha ileri giderek toplumun tepesinde “öğütme” görevini yapmaya devam etmektedir.

    Şu da söylenebilir ki doğrudur sistem/devlet, düzen, kısıtlama aynı zamanda özgürlüğün en geniş manada kullanılması için gereklidir. Evet özgürlük mutluluktur ve özgürlük için de sınırlar gereklidir ancak bu sınırlar ne kadar olmalıdır nasıl olmalıdır kime göre neye göre olmalıdır. Milyarlarca beyinden milyarlarca sınırlama kısıtlama fikirleri çıkarsa o zaman da “özgürlük” sorunu nasıl çözülecek. Var bunun cevabı ancak bu başlıbaşına bir konu.

    Bizim devlet sistemi kendi reflekslerinin içinde çözümler bulmuş ve kendi dairesi içinde kendi bireylerini kalkanla koruma görevini hakkıyla yapmaya çalışırken ötekileştirdiği kitleler ile arasını iyice açmaya başlamıştır. Ta Osmanlıdan hatta daha öncesinden gelen bir gelenek olarak gelen “devletin yüceliği” meselesi hala devam etmektedir. Pekala bu devam etsin ancak artık bu mekanizmanın da artık yağlanmaya yenilenmeye bir ihitiyacı yok mu? Elbette var.

  • Mutluluk Bizden Çalınıyor

    Mutluluk Bizden Çalınıyor

    Yazan : Özcan Atar

    Artık anlaşıldı ki bu ülkede her gelen hükümet Milletine illallah çektirmeye yemin etmiş.  Önemli olan mutluluk değil mi? Evet. Bu mutluluk nasıl elde edilir. İnsanların ihtiyaçlarının karşılanmasıyla. Nedir bu ihtiyaçlar:

    1.Sağlık

    2.Ekonomik istikrar

    3.Sosyal düzen

    4.Sorunları gideren her şey.

    Bu dört madde genel anlamda iki “şey” üzerine varlık buluyor.

    1.Bireyin kişisel özelliklerinin, donanımının seviyesine göre gösterdiği eylem ve duygular

    2.Tüm bireylerin, düzen ve istikrarı için  geliştirdikleri sistem olan devlet.

    Birey başattır.  Devlet, bireyin mutluluğu için oluşturulmuş bir mekanizmadır. Mekanizma (devlet) düşünce ve eylemlerin etkisiyle hareket kabiliyeti kazanır. Her bir birey sistemin kendisini yemesini asla istemez fakat mekanizma  hoyratça bireye saldırırsa o zaman sonuçların nerelere evrileceği nerede başlayıp nerede duracağı kestirilemez.

                    Şimdi AKP maalesef mekanizmayı doğru kullanamıyor. Sistemi (devleti) koruma  güdüsüyle halbuki bireyler artık usanmış durumda. Halk şimdi tam bir sıkışmışlık yaşıyor. Zenginler ile devlet arasında. Devlet içinde birileri insanların sinir uçlarına dokunuyor. Yazık!

                    İki örnek :

    I. Araba

    II. Yurt dışı Alışveriş

        I.Araba: Almak mümkün değil alınsa da çok çok fahiş fiyatlara alınıyor. Ne basiretsizlik. Zorbaca. Biz içerideki üreticiden araba almaya zorlanıyoruz. Alabiliyor muyuz? Hayır. Neden çünkü patenti dışarıdan üretimi içeriden oluyor ve bu arabayı alırken

    A.Üretici

    B.Devlet (yani hükümet)  

            Aralarında anlaşmışlar , anlaşma da aşağıdaki gibi:

    Araba üreticisi  Türkiye de üretecek ve satacak. Satınca :

    Patent hakkı masrafını  

    Diğer  tüm giderleri arabaya yansıtacak

    Kar elde edecek.

    Karından devlete ödeyecek. Zaten tüm giderlerin içinde devlete vergi veriyordu. Tekrar ve tekrar vergiler ödeyecek. KDV vergi, ÖTV vergisi vs. vs.

    Devlet üreticiye sen üretmeye karından bana vermeye devam et ben de Türk halkının sadece senden alması için yasalar çıkarayım.

    Dışarıdan araba almak yasak değil ama alırsan aldığın araba kadar da ben alacağım diyor devlet. İnsanlar duruyor. Ya da İtalya’da  10 bin birimse Türkiye’de 30 bin birime araba alıyor. O da en düşük paketten.Bazı araba çeşitlerini biz bilmiyoruz. 

    Devlet kar ediyor.

     Her iki durumda da kar etmeyen sadece “millet” oluyor. İlginçtir ki devlet kendini türeten bireye zorbalık yapıyor. Yıllardan beri hiçbir hükümet bu sistemi düzeltemiyor ya da düzeltmiyor.

    II. Alışveriş

     Dijital alışveriş siteleri çıkalıdan beri online  hareketlilik arttı ve gerçekten de insanlar bu durumdan mutluydu. Araba alamasalar da basit ihtiyaçlarını alarak mutlu oluyorlardı. Ancak 1 Mayıs 2022 tarihinden sonra artık gümrüklerden geçen bireysel alışverişlerden %30 vergi alınmasına karar verdi devlet. İnanılmaz. Vergi büyük ticaret yapan ticari işletmeler için değil sadece bireysel 100-200-300 dolarlık eşya alanlar için geçerli. Artık Türkiyede bilgisayar almak çok pahalı. Telefonlar hakeza.  Firma toptan bilgisayarları getirmiş istediği fiyata satıyor. Fiyat ortalama 8000-10000 tl civarımda. Birey kendisi Amazon ya da Aliexpressten almak istese 3 bin-5 bin tl. Oradan alıyordu. Hatta öyle sitede her gördüğünüzü de alamazsınız vergisini verseniz de alamazsınız. Mesela telefon alamazsınız. Evet artık dışarıdan bir eşya almanızın esprisi kalmadı çünkü ZENGİN ile DEVLET gene anlaştı. Al gülüm ver gülüm.

    İlginç olan 10 binlerce çeşit üründen Türkiye de hep en eski olanı Firmalarca içeriye girdiriliyor aynı arabada olduğu gibi. Türk insanı her tarafından çevrelenmiş durumda maalesef. Aşağıya insanların yorumlarını alıntılıyorum. İnsanlar tek kelimeyle “mutsuz”lar. Aynı benim gibi.

    Alıntılanan site : donanımhaber.com. (link: https://www.donanimhaber.com/yurt-disindan-siparis-edilen-urunlerin-gumruk-vergisi-artti–146241

    gcb1903(Gökhan BEDİR)4 hf. :

    Öyle Urfa’ya bedava elektrik vereceğim, Selo’yu salacağım diyeceğine muhalefet çıkıp “imei kayıt ücreti denen fahiş zorbalığı sonlandıracağız” dese iyi olmaz mı?

    “Gençlerin ve gelir grubu düşük vatandaşların yurt dışından uygun fiyata bir kaç dolara aldığı ürünlere getirilen bu zorba vergi saçmalığını kaldıracağız” dese daha çok hoşunuza gitmez mi?

    Tüm Fetö tutuklularını salsa mı yoksa bireysel kullanıcının temel ihtiyacını giderecek kadar teknolojik ürünü almasına vergi almaması mı daha çok hoşunuza gider?

    Anlamıyorum bu muhalefeti ben. Şu anda garibanın, öğrencinin, yoksulun sırtına kırbaç vuran bir iktidar var. Muhalefet Pkk’lı haklarından, Pyd’lilerin uğradığı haksızlıklardan, kaçak elektrik kullananlara bedava elektrik gibi abudik gubidik şeylerden konu açıyor. Bizim sorunumuz bu değil. Bizi kırbaçlayan bir iktidar var. Varı yoğu kendi burjuvası ile amuduyla götüren bir iktidar var. Ama muhalefet lideri çıkıp alakasız ve garip şeyleri vaat ediyor.

    İsteklerimiz basit.

    1- İSS hizmeti veren şirketler alt yapı yatırımı yapmaz zorundadır. Bu şirketlerin yapmadığı yerlere bizzati kamu kendi yatırım yaparak tüm ülkeye en az 100 mbit sağlıklı interneti sağlayacak alt yapıyı kuracaktır.

    2- 2 senede 1 kere insanların aldığı telefon (çıkar göster diyen dayılara en çok) vergiden muaf tutularak en temel ihtiyaçlardan biri olan telefona ulaşım kolaylaştırılacak.

    3- İnternet hizmeti fahiş fiyatlara değil herkesin makul şekilde ulaşacağı fiyatlara sağlanacak.

    4- Yurt dışından 100 dolar (bu fiyat tartışılabilir) altına verilen siparişlerden gümrük vergisi, gümrüğe sunum ücreti gibi garip adlar altında ya da başka hiçbir ad altında ücret talep edilmeyecek.

    5- İmei kayıt ücreti denen saçmalık anında son bulacak. İmei kaydı güvenlik için zorunlu olabilir lakin bir ücrete tabi olmayacak.

    6- GSS gönüllü olacak. 5 milyon genç erkek zorla borçlandırıldı, hepsi silinecek ve sadece isteyenler bu hizmeti almaya devam edecek.

    7- Her sene bedava kitap saçmalığı son bulacak. Emanet kitap verilecek. Sene başı verilen kitap teminatla teslim edilecek ailelere. Sene sonunda bir zarara uğramadan ve yeniden kullanıma uygun şekilde geri alınacak, bir tahribat varsa kitap ücreti veliden tahsil edilecek.

    8- Özellikle meslek lisesi öğrencilerine devletin staj bulma zorunluluğu olacak. Gerekirse yasa ile her şirketin kendi alanında stajyer çalıştırma zorunluluğu olacak. Öyle göstermelik 1 2 tane değil, her öğrenci stajını düzgünce tamamlamak zorundaysa bu zorunluluğu devlet sağlayacak.

    9- Kayıp kaçak bedeli denen saçmalık, hanelerde elektrik, su, telefon gibi temel ihtiyaçlardan alınan KDV, ÖTV vs gibi tüm vergiler kaldırılacak. Kaçak kullananlara “biz iktidar olursak size artık hep bedava olacak” değil, “biz iktidar olursak kaçak kullananlara hapis cezası vereceğiz” denecek.

    10- X parti gençlik kollarından değil Türkiye’nin hiçbir siyasi partiyle işi olmayan gençlerinden taleplerini iletebilecekleri platformlar kurulacak. Bu platformlar göstermelik değil gerçekten işe yarayan yerler olacak.

    Şu maddeler ile Z kuşağı muşağı değil tüm gençlerin gönlüne girersin. Ama bizimkiler ne yapıyor? Selo’ya özgürlük vereceğim (yeniden yargılanacak, bağımsız yargı falan değil direkt ben dedim olur kafası devam edecek yani), Fetöcüleri salacağım, kaçak elektrik kullananlara elektriği bedava vereceğim (babasının malı ya, verir tabi) gibi garip açıklamalar yapıyor. Ölümü gördük sıtmaya razıyız diye kendini “tercih edilen” sanıyor. Bilmiyor ki millet öyle bir sıkışmış durumda ki Akp’den karşısında tuvalet terliği, sarı olan, plastik, bir tarafı kompuştur hani, ayak dışarı çıkar, basamazsın yahu, yani giyemezsin de ayağını sürürsün üstüne basarak, işte o derece pis, çirkin tuvalet terliği aday olsa ona oy verme kıvamına geldi. Yok mu şu ülkede bir tane Allah’ın kulu çıkıp şu vaatleri versin. Yoksa aynı tas aynı hamam devam edecek mi demek istiyorlar? Nedir bu gençliğin çektiği?

    Lee-on!(Levent)4 hf.

    Yillar oldu, eskiden ebay ile sipariş geçerdim. Paypal a rest cekilmesinden sonra ebay bitti. Sonra AliExpress den devam ettim. Simdi onu da bitirdiler. Sanki ulkede bi b.k uretiliyor da, bir de vergi aliyorlar disardan alacagin seye. Ha al yine ama bir adabı mantigi olur. Kafasına estiklerinde 10 10 vergi iteliyorlar… Ali babanin çiftliği oldu ülke..

    Bella Ciao(Cemal Yazgan)4 hf.

    Milletine bu kadar düşman bir hükümet görülmemiştir..yüzde 30 nedir..Allah ıslah etsin .

     kadirsu(abdulkadir mahmut su)4 hf.

    yazık bize vallahi çok yazık bize.araba alamıyoruz,yakıt alamıyoruz,telefon alamıyoruz,ev alamıyoruz,tatile gidemiyoruz,ailenle hafta sonu bile bi yere gidemiyoruz,giyim kuşam gibi ihtiyaçlarımızı zar zor karşılar olduk,yurt dışına gidemediğimiz gibi artık yurt dışından bi şeyde getiremiyoruz.niye,yönetenlerimiz böyle uygun gördüğü için.iğrenç mobilyalı evlerinde daha da lüks içinde oturmaları için…1 sene daha sıkalım bakalım dişimizi

     StaatSanWalt(FFF)4 hf.

    Vallahi sırf dışarıdan ucuza tek birşey alıyorduk ilk önce parayı hiç ettiler şimdi vergi üstüne vergi koydular yahu sizin derdiniz ne bu Türk milleti ile ya? Vay arkadaş dünya tarihinde eşi benzeri yoktur kendi milletine bu kadar düşman olup bu kadar destek gören tek iktidar yoktur

    MMiu(miu)4 hf.

    El süpürgesi aldım xiaomi, hepa filtresi ülkede yok. Aliexpress den almıştım, bu tarz basit ihtiyaçlar için neden soyulmalı vatandaş, aliexpress de şöyle bir gezinince görüyorsunki Türkiye ve diğer ülkeler diye artık ayrım var, ya yollamıyorlar, ya da bazı koşulları var ya da kol gibi vergi. Eskiden ucuz ürünler kargosuz vergisiz eve kadar gelirdi, ucuz dediğim en az 100$, düştüğümüz hallere bak. Birde vergi toplayıp çar çur etmeseler helal olsun diyeceğim de durum ortada, vergi konusunda bu kadar saçmalık çaresizlik göstergesi, ülkece okeye dönüyoruz, yakında piston aşağı oluruz…

  • Hikaye der Geçeriz

    Hikaye der Geçeriz

    Hatırlarsınız okullarda okuduğumuz DEDE KORKUT hikayelerini. 12 hikayeden oluşan bu Dede Korkut okul çağlarımızda bizim için bir şey ifade etmezdi. İşte bir dede elinde bir saz anlatır da anlatır. Bizim için hiçbir şey anlam barındırmayan bu hikayeler bir zamanlar birileri için korkunç bir güçtü .

    Sahi Türk halkları neye merak sarar onları ilgilendiren konular nelerdir. Araştırmacı bir millet miyiz yoksa hazırcı bir millet miyiz. Elbette bu soruların cevaplarını çok iyi biliyoruz. Gönlüm bu sorulara olumlu cevaplar vermek istiyor istemesine de gerçek maalesef hiç de iç açıcı değil.

    Araştırmacı bir toplumun ortaya çıkmaması tabi ki tek başına toplumun hatası olamaz. Eğitim sistemi bizi hazırcı yapıyor. Bu konuda çıkan makalelerin haddi hesabı yok. Öncelikle biz öğretmenlerin çok mükemmel olduğu söylenemez. Öğretmen iyi değilse öğrencide “merak” kavramı nasıl uyanır. Fakat son zamanlarda yetişen öğretmenler iyi yetişiyor. Eminim bundan sonraki nesiller daha bilgili olacaklar. Araştıran irdeleyen beyinler olsaydı eminim Dede Korkut Hikayeleri ne olacakmış deyip dudak kıvırmazdı. Kendi değerlerini öğrenir ve dünyaya öğretirdi.

    Hikaye masal gibi ürünlerin İslamın da tesiriyle Osmanlılar zamanında da fazla ilgi çektiğini düşünmüyorum. Hele Türk dünyası araştırmalarının yapıldığı söylenemez. 19. yüzyılda Osmanlı geçmişini araştırmaya başladı. Bu o gün dünyanın yavaş yavaş ırkçılık temeline kaymasıyla doğru orantılı bir durum. Ahmet Vefik Paşa, Şemsettin Sami’nin ateşlediği Türklük araştırmaları hikaye masal gibi türlerin de yavaş yavaş gün yüzüne çıkmasında etkili oldu.

    Bugün için bile bu tip çalışmaları yadırgayan fazla rağbet göstermeyen çevreler var. asıl sorun Türklük araştırmalarının bir “kültür” çalışmasından çok ideolojik bir yapılanmanın ürünü çalışmalar olarak algılanmasıdır. İçinde haklılık payı da barındıran bu tip bakış açısı aslında vahim bir sonucu doğuruyor ki bu da “kültürel ezilmişlik” halidir. Dünya perspektifiyle görmeye çalıştığımızda karşımıza Roma, Yunan, İran, Arap vs. medeniyetleri dikilir. Ancak onca yoğunluğuna birikimine tarihine kültürel çeşnisine rağmen bir “Türk Medeniyeti“nden bahsedemiyoruz. Türk medeniyetinin olmadığından değil böyle bir medeniyete sahip çıkan olmadığı için bu kavramı hakim bir kavram yapamıyoruz. Kendine sahip çıkmayan bir medeniyetin başkaları tarafından bilinip yüceltilmesi mümkün değildir. Bunu bir şekilde anlatmaya çalışan beyinlerimiz var: Dücane Cündioğlu gibi, Yusuf Kaplan gibi. Başka isimler de var elbet ancak temsil ettikleri dünyanın artık kendi kültürüne de sahip çıkmasına güzel örnekler oldukları için onların isimlerini özellikle tercih ettim.

    Dede korkut destanları 1951 yılında Sovyetler Birliği zamanında Türkistanlı Prof. Dr. Meti KÖSYEV tarafından yayımlanmış. Ancak o günkü Türkistan Kominist Partisi bu hikayelerin zararlı olduğuna karar vermiş ve bu eseri toplatmış. Yazar bu hikayeler sebebiyle idama mahkum edilmiş. İdam kararı daha sonra 25 yıl hapse çevrilmiş. Prof. KÖSYEV cezasını bitirince Dede Korkut Hikayeleriyle ilgili bir makale yayınlamış ancak yönetim onu hocalık görevinden almış ve onu göz hapsi cezasına çarptırmış. KÖSYEV göz hapsindeyken ölüvermiş.

    Bir hikaye bu kadar önemli. Çünkü bu hikaye bir milletin özgürlüğünü gücünü varlığını gösteriyor. Bir masal bir giysi bir sözcük özgürlüğün direnişin kıvılcımı olabiliyor. Emperyalizmin pençelerinde kıvranan halklar için belki yukarıda söylediklerim çok daha fazla dikkat çekicidir. Hani bir çiçek ne olacakmış dememeli insan. Her bahar bir çiçekle başlar. Özgürlük de böyle. Bir sözcükle, bir giyimle başlar.

    Bizden olan her şeye sahip çıkmak gibi bir görevimiz var. her şeyden önce dilimize kültürümüze sahip çıkmalıyız. Ancak aydınlık bir beyin ile sahip çıkmalıyız bizi daha ileriye götürecek bir sahip çıkma yoksa köhne skolastik bir sahiplenme ile değil.

  • Lüks Yaşasan da…

    Lüks Yaşasan da…

    Yazan : Özcan ATAR (2012 yılından yazdığım günlüğümden)

    Hayır, şu 2012 felaket çığırtkanlığı neden ayyuka çıktı. Ölen kuşlar çekilen sular vs. yılın ilk filmi “2012”.Geçen yıl şeyh Nazım Kıbrıs de savaş çıkacak büyük felaketler olacak diyordu. Hayır, niçin felaket sevdası bu kadar pohpohlanıyor. Geçen yıl Japonya’daki tsunami çok büyük bir afetti. Bu yılda da olabilir. Felaket bekleyip yapacağımızdan da geri kalmayacaksak Allahlın bildirdiği gibi: ” Yapmayacaklarınızı niçin dillendiriyorsunuz?”.

    Kıyamet beklemeye de gerek yok. Kim ne derse desin kıyametin zamanını sadece Allah biliyor. Bunun üzerinde kafa yormanın bununla ilgili bilgiler içerisinde boğulmanın lüzumu yok. Önemli olan bizim ruhlarımızdaki sarsıntılardır. Aslında kendi gözyaşlarımızın tsunamisinde boğulmalıydık. Allah “az güler çok ağlarlardı” demiyor muydu? Ama biz çılgınlar gibi gülmeye başladık. “Hayır mı? “dediniz. Ben “evet” diyorum. Televizyondaki reklamlarda insanlar hep gülüyor, gülüyor. Tamam, onlar gülüyor ama halk ağlıyor denilebilir. Doğrudur. Ağlamak da fayda etmez. Kimin için ve niçin ağlıyor halk. Kpss’ yi kazanamadım, param az, zengin değilim diye ağlanır mı Allah aşkına. Ağlamalar sadece Allah için ve Allaha götüren yollar içindir ve hatta gülmeler de onun içindir. Bir adet sucuk için gülmenin ne anlamı olabilir ama hiç gülmeyelim mi! Hediyelere, eşyalara, sevinmeyelim mi ! Sevinelim ama o eşyayı bize sunan ilahı unutmadan. Peki, onu unutmamak nasıl olmalıdır. Bence güne “bismillah” diyerek başlamakla. Böylece o gün ağlamalar ve sevinmeler Allah merkezli olmuş olur mesela çok harika bir yemek sizi mutlu etmek üzere değil mi! Tam o esnada Allah beyne ve kalbe otomatik gelecek ve biz Allahlım sana teşekkür ederim diyeceğiz ve önce senin adın deyip “Allah’ın ADIYLA” deyip afiyetle yiyecek ve mutlu olacağız. Yedimiz o yiyecek büyük bir hazla vücudumuzla birleşecek damarlarda ilerleyecek.  

    Sevmekten ağlamak vardır ya. Allahlı sevmekten ağlamak istiyorum. onun azameti karşısında secdelere kapanmak istiyorum. En yakınlarımızı severken onları da Allahlın yarattığının bilinciyle onları daha çok sevdiğimde Allahlı da çok sevmiş olacağımı biliyorum. Hani diyor ya insanın mükemmel örneği: “siz birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız…” Allah için sevmek. Sevdikçe sevmek eşini çocuğunu ana babanı kardeşini arkadaşlarını. Hani diyor ya insanı kâmil “…ne kadar seversen sev sevdiğinden ayrılacaksın…” bu ayrılık dünyada bedenlerin ayrılığı olacak muhakkak ama ruhlar birbirine Allah bağıyla bağlıysa ayrılık olmayacak. Onun için Allah’ı içselleştirmiş bir insan olarak sevmek lazım. Arada Allah olacak şekilde ağlamak lazım. Yoksa ayrılıklar isyana, isyan haddi aşmaya sürükler insanı. Ölen insanın ardından “çırpınan yasçı kadınlar “olamaz Allah için ağlayan. Bilir ki ruhlar Allaha dönmede.

    Felaket felaket deyip durmayalım lütfen. Felaketler olmasa Allah’a nasıl ulaşırdık. Ölüm bizi topluyor. Ölümü gülerek karşılayacak imana sahip değilim ancak ölüme sabredecek inançtayım. Gülelim gülelim ağlayalım hepsinin içine Allah koyalım. Bir gülüyorsak bile iki ağlayalım. Lüks yaşamlar içinde kendimizden geçmeyelim velev ki lüksler içindeyiz, gece karanlığı çöktüğünde lüks dairelerimizin lüks ışıklarını kapatıp kalp köşkümüzün içinde Allah’ın ışığını yakalım ki dünyanın süsleri bizi bizden almasın. Neymiş en son kural lüks yaşa ama Allahsız da yaşama.

  • Dönüşüm-I

    Dönüşüm-I

    Yazan: Özcan ATAR 

                    İnsan gerçekten bilgiyi yüklendiğinde bilgiden uzak kaldığında da  sarsıcı darbelere düçar olabiliyor. Bir irade güç tarafından konumlandırıldığımız şu muhteşem gezegenimizde farklı fakat etkileşimli bir yaşam sürüyoruz ve hepimiz için mutlak son aynı. Hiçbirimizin hiçbirimizden farkımızın olmadığı şey hepimizin aslında bu kâinatta bir hiç olmamız.

                    İnsan… İnsan etkilenir, etkiler, sever, sevilir, nefret eder, nefret edilir, aşağılanır, aşağılar, kandırır, kandırılır… Kendini çok çok yükseklerde bir yerlerde görmez ama öyle görünebilir. Kendini çok çok mütevazı gibi görürken aslında öyle de değildir. Akıllı, zeki, uyanık vs. sıfatlar kendimizde toplanmışken nedense karşımızdakiler ahmak, aptal, aşağıdır.  

                    İnternet çağına gireliden beri o kendimizce masum dünyamıza çoktan elveda demiş bulunduğumuz mahalleden ayrılıp başka diyarlarda keşfe çıkmıştık. Bizim mahallemize de yeni kâşifler gelmişti haliyle. Ancak bizim mahallemize gelenler geldikleri yerler hakkında olumsuz cümleler kurmazken bizim mahalle sakinleri geldikleri yeri hiç beğenmediklerini her zaman her yerde durmadan söylediler. Bunu söyleyenler, kendi mahallerinde aşağı tabaka (avam) kabul ettiklerini; yerinde saydı, mahallesinden çıkmadı/çıkamadı diye diğer mahallelinin yüzüne baka baka haykırdı. Kendilerini kaf dağında gördüklerinden diğerlerinin yıllar önce sessizce onları yeni keşfettikleri mahallelerde dolaşıyorlardı. Bence bağırmıyor küçümsemiyorlardı ya da seslerini duyuramıyor/duyurmuyorlardı.                Son yıllarda Türkiye’de fıtratına yönelme hızlandı. Bu dönüşüm, gayri ihtiyari oluyor ve önüne engel tanımıyor. Bu dönüşümde gerçekte aklıselim insanlara ihtiyaç duyuluyor. Var bu insanlar hem de çok, sadece bazıları kendilerini gösteriyor bir çoğu içinde fırtınalar yaşıyor ve henüz bu dönüşüme nasıl adapte olacağının tahlillerini yapıyor.

                    Dönüşüm elbette sancılı geçiyor. Tehditlerle dolu. Gerçi yeni anlayışta bu tip cümleler de yanlış çünkü bu sizi bağlayan bir düşünce, herkesi bağlamıyor. Dolayısıyla insanların iç âleminin gidişatında bize ne. Öğüt vericilerin öğütleri “eskinin” davranış şekli. Sen bunu bir deiste, agnostike anlatamazsın bir zamanlar ateiste anlattığın gibi. Mıh gibi çakılırsın olduğun yere. Ne olursa olsun arayış güzel, dönüşüm iyidir. İnsanın doğasında “mutlak doğruyu” bulduracak çok fazla işaretler var . Her şeyden arınarak doğrunun arayış serüvenine çıkmak insanın beşerden insana dönüşümünün en mucizevi yönüdür.

                        Doğruyu yanlıştan ayırma içsel/zihinsel bir faaliyetse ve bu insan denilen varlık için geçerliyse bu arayış salt bizim mahallede olmamalı. Bir ortak noktada buluşulacaksa bu tek taraflı olmamalı. Bazılarının dediği gibi anahtarı sekülerizme teslim etmek şeklinde olmamalı. Bu fıtri sağlıklı bir değişim değildir. Ateş yakıyor, ölüm mutlaka başa geliyorsa değişim hepimizi bu mutlak doğru üzerinde birleştirmeli. Böyle olduğunda ancak onca çaba boşa gitmeyecek. Arınıp silkinme bizi  gezegenimizin yol göstericisi yapacaksa bu hepimizin gayretiyle olacaktır.