Film Fragmanları

  • Bakmak,Anlamak,Görmek

    Yazan : Özcan Atar

    İster Allah’a inanın isterseniz inanmayın beyninizde pek çok soru sizi oyalar. Her gün bir çıkmazı açmak için uğraşırsınız. Zaten bizden istenen de bu. “ Ne kadar az düşünüyorsunuz!” 

    İnsanlık dünyada var olduğundan beri varlık yokluk Allah insan dünya ilişkileri sorgulanır. Çözümler aranır. İslam mutasavvıfları Hıristiyan veya diğer inançlardan insanlar Allah ve insan ve dünya üzerinde çok sözler söylemişler ciltler dolusu kitaplar yazmışlardır. Bu meleklerin yaptığı bir hareket değildir. Aramak araştırmak düşünmek ve yazmak. Müthiş bir şey. Allah aranıyor. İnsanlar düşünüyor. Allah nerede? Allah nasıl bir şey? Biz kimiz? Hemen eller kalemlere sarılıyor. Gözler yumuluyor beyin faaliyette! Yazılıyor okunuyor. Harıl harıl milyarlarca yıl bu eylemler devam ediyor. Allah bize sevgiyle bakıyor bizim onu araştırmamızı seyrediyor yazsınlar okusunlar diye araçları gereçleri de bize temin ediyor bizi de yazacak düşünecek ve okuyacak şekilde dizayn ediyor ve onu anlama noktası olan “kalbi” de içimize yerleştirmiş ki aklınız yetmeyecek beni ararken siz kalbinizi dinleyin demeye getiriyor. Veeee, bütün insanlara : “ Oku! Seni ortaya koyanı düşünerek. O seni bir alaktan ortaya çıkardı. Haydi oku! O kullan diye her şeyi sana verdi cömertçe. Kalem verdi yaz diye. Bilmediklerini de öğretti….” “ …konuşmayı öğretti…” 

    Muhyiddini Arabi diğer boyuttan bilgiler sızdırmıştır insanlara. İnsanlar madde gerçeğini tam kavrayamadıklarından onu hor görmüşler ona eziyet etmişlerdir. Hatta mezarı bile silinip gitmiştir. Kaybolan mezarını Zembilli Ali Efendi yardımıyla Yavuz Selim Sultan bulmuş ve oraya bir türbe diktirmiştir. İstanbul ele geçirildiğinde de Akşemseddin yardımıyla Fatih Sultan Mehmet peygamberimizin arkadaşı Ebu Eyyub Ensari’nin mezarını bulmuştur. Osmanlılar sadece yer işgal edip insan öldürüp yaşamamışlardır tam tersine cami hamam dershane yapmışlar gittiklere yerlere ilim, iyilik, güzellik taşımışlardır. Yoksa kuru kuraya savaşma güdüsünü tatmin için bir çok zorlukla uğraşmamışlardır. Allah düşüncesinin derinliğine vakıftılar. “madde” sırrını keşfetmişlerdi. İnanmıyor musunuz o halde: 

    İmtisali cahidu fillah olubtur niyyetum 

    Dini mübini İslamın mücerret gayretudur gayretum 

    Osmanlılarla ilgili yazılmış tarihi yazılara objektif bir gözle bakmanızı tavsiye ederim özellikle de seyyahların yazılarını. 

    Muhyiddin Arabi ve diğerleri “madde”nin sırrını çoktan çözmüşlerdi. Ancak bunu ifade etmekte zorlandılar.belki onlar iyi anlattılar da biz onları anlamakta zorlandık. Bunun farklı nedenleri olabilir. Onları anlayacak bilgi birikimine haiz olamayışımız, onların kullandıkları dili anlayamayışımız, onlardan yapılan çevirilerin kötü olması vs. tabi onları tam kavrayamamak bizde bir mantık kirlenmesi, anlamsız bilgi parçacıklarının birikmesine sebep oluyor. Yapılan tercümelerde sözcüklerin bazılarını çevirmek zor oluyor. Arapça sözcüklerden kurtulup parçayı anlayamıyoruz. Mesela, Mevlanayı, Arabiyi anlayabilmek için şu sözcükleri bilmek gerekiyor: seyri süluk, ahadiyyet, hikmet, ayn, ayna, ilahi isimler, ayn-ı sabite, ayn-ı sabite, halkiyyet, hakkıyet, taayyun-i evvel, alem- lahut, ceberut, akl-i külli, nefs-i külli, cüz, süfliye, vücut, mertebe-i ervah, alem-i misal, mübdi, tenezzül, insan-ı kamil, müdi marifeti, şecere vs. bu sözcüklerle örülmüş cümleleri anlamak başlı başına bir ilim istiyor. Kaldı ki ben birçok sözcüğü buraya almadım. Allah’ın zati subuti sıfatları üzerinden yola çıkarsanız önünüze daha yığınla sözcük dökülür. Bu sözcüklerin her biri için sayfalarca yazılar yazılmıştır. 

    Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi bizim görevimiz ruhlar aleminin sırlarına ulaşmak değil. Zaten o boyuta istesek de istemesek de gideceğiz. Ancak o boyuttaki konumumuzu bu dünyada belirlediğimizden dünyadaki hareketlerimiz önem arz ediyor. Ama Allah’ın bizden istediği “madde” aleminin ötesine inanmamız ve bu inançla yaşamamız. Yukarıda saydığım din bilginleri de ellerinden geldiğince diğer boyuta inanmamız için birçok bilgi vermeye çalışmışlardır. Aslında Kurana bakan bir insan atacağı adımların yol haritasını rahatlıkla görebilir ancak “şeytan” a çalım atmak gerekiyor. Hem de güzel bir çalım. İşte bu çalımlardan en kalitelisi “inanç” tır. İnanmak, inanmak, inanmak. 

    Dünyaya hırsla bağlanmamamız isteniyor, inanmamız isteniyor, iyi işler yapmamız isteniyor ve dünyanın ağırlığına katlanmamız isteniyor. Alay etmekten, kibirlenmekten, nefret etmekten, kıskanmaktan, yalan söylemekten, öldürmekten vs. uzak durmamız gerekiyor. 

    Daha inançlı olabilmek için Muhyiddini Arabiden,Abdülkadir Geylani, Gazali ve Mevlanadan yararlanmaya çalışırsanız onları anlamak çok zor. Hatta bizim gibi sırf “akıl” la yatıp kalkanlar için inanmak değil inançsızlığa gitme tehlikesi bile ortaya çıkabilir.  Belki bir Arap Gazaliyi bizden daha iyi anlayabilir. Çünkü Gazali Arapça yazdı. 

    Said Nursi için de Elmalılı Hamdi Yazır için de Ömer Nasuhi Bilmen için de hatta Atatürk, hatta Oktay Sinanoğlu için de bu böyle maalesef. Kimse Muhammed İkbali, Seyit Kutup’u, Hasan Elbennayı, bildiği kadar Said Nursiyi bilmez. Humeyni’yi bildiği kadar Atatürk’ü kimse bilmez. 

    Gzaliyi, Arabiyi orijinalinden okuyabilme şansımız olsaydı ya da onlar ne anlatmak istediklerini Türkçe yazmış olsaydı biz çok farklı bir toplum olabilirdik. Mesela aşağıdaki yazı Türkçe ve çok da ilginç.

    “Gördümüz tüm varlıklar dağlar ovalar çiçekler insanlar renk kokular kısacası her şey Allahın Kuranda var olduğunu, yoktan var ettiğini belirttiği her varlık yaratılmıştır ve vardır.” Ancak insanlar bu varlıkların asıllarını duyu organları yoluyla göremez, hissedemez ve duyamaz.gördüğümüz duyduğumuz her şey bu eşyaların beynimizdeki algılarıdır….maddenin beynimizde oluşan bir hayal olması onu yok yapmaz. Ancak bize insanın muhatap olduğu maddenin içeriği hakkında bilgi verir ki bu da maddenin aslı ile hiç kimsenin muhatap olmadığı gerçeğidir.” Müthiş değil mi? Varlar ama yoklar. 

    Mesela elinizde orijinal bir evrak var onun fotokopisini çekiyorsunuz ama fotokopi tıpkısı olmakla beraber evrakın orijinali değil. Şimdi şuan yazılarımı okuyorsunuz ama siz yazının orijinalini değil beyninizdeki algı halindeki yazıyı okuyorsunuz. Yazının aslını ise sadece Allah biliyor. 

    Şuan eşiniz yanınızda duruyor onu görüyorsunuz ona dokunabiliyorsunuz. Ama gerçeğinde siz onun beyninizdeki algısıyla muhatap oluyorsunuz gerçeği ile değil. Eşinizin aslı Allah tarafından biliniyor. 

    Yolda giderken karşınıza çıkan harika manzara aslında beyninizdeki bir algıdır. Yani o manzara dışarıda değil beyninizdedir. Yoksa o manzaranın gerçeğini siz bilmiyorsunuz onu sadece Allah biliyor. Siz bu manzaraya barkken yanınızda bir ama olsaydı o sizin gördüklerinizi göremeyecekti. Ama aslını da görme şanslı olmadkığından bu manzaradan mahrum kalacaktı. Neden onun beyninde manzara yok çünkü onun eletrik sinyal sistemi çalışmıyor da ondan. Ama kişi manzarayı göremese de etraftaki kokuları alabiliyor. Neden çünkü koku alma sistemi çalışıyor da ondan. 

    Biz gördüğümüz dokunduğumuz duyduğumuz her şeyi beynimizin içinde yaşarız. Gerçekte bir evin yok, araban yok, tarlan yok, paran yok. Bunların hepsi beyindeki görüntüler. Ey insan! Beynindeki görüntüye sahip olabilmek için ne kadar çok yırtınıyorsun. Hayır hayır yırtınacaksın didineceksin ama tek farkla Allahı unutmadan. Yoksa Allah beynindeki görüntü için uğraşma demiyor ama aşırıya gitme çünkü aşırıya gittiklerin sadece beynindeki görüntülerin diye uyarıyor. Hani ne demiştik yazının başında “Oku! Seni ortaya koyanı düşünerek”. Çalış onu düşünerek, kazan onu düşünerek, ye onu düşünerek, düşün onu düşünerek. 

    Sonuç çarpıcıdır: “Biz hayatımız boyunca dünyayı dışımızda zannederiz. Oysa dünya her şeyiyle bizim içimizdedir.” 

    İşte okuduğunuz bu yazıları anlayabildiniz öyle değil mi? Artık varlık alem Allah konularını daha berrak anlayabileceksiniz. İleriki yazılarda bu konuyu farklı açılardan bakmaya devam edeceğim. 

  • Kabirlerden Kalkış

    Yazan: Özcan Atar

    Pek çoğumuz dünyada yaşarken  game ower  denildiğinde ne olacağımızın endişesini merakını yaşarız. Kaygılanan da olur hiç tasa duymayan da. Ancak pek çok insan dünyadaki yaşamdan sonraki sahnelerin neler olacağını hocalara sormaktan yorulmazlar.

            “Farkındalığa” ulaşabilsek… Kuran önümüzde dururken , Kuran tüm insanlığın kurtuluşunu vaat ederken ve dünyadan sonra neler olacağını apaçık anlatıyorken “bu gaflet niye” demekten insan kendini alamıyor.  

            Allah bazı ayetleri diyalogları detaylı anlatmazken öldükten sonra dirilmeyi o zaman diliminde geçen diyalogları enfes bir  şekilde sunuyor. Kabirden sonraki aşamalar ilginçtir Tevrat ve İncil’de zikredilmez.  Kur’an bu yönüyle iki  kitaptan net ayrışır.Keşke dünya insanlarına duyurabilseydik.Fakat…

    Biz Kurandaki insanlığın diriliş hadisesini bir film gibi seyredelim.

            Öncelikle bir şekilde her şey yıkılıp dökülecek yok olacak insanlar hayvanlar  ölecek. Sadece Allahın yok etmedikleri istisna.  Yani kıyamet dediğimiz hadise vuku bulacak. “Sûr’a üfürülünce, Allah’ın dilediğinden başka, göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi çarpılıp cansız yere düş(er)”ecek. (ez-Zümer, 39/68).

     Batılılar Amerikalılar zaten bu konuda oldukça iyi filmler yaptıkları için günümüz insanının hayal etmek için fazla sıkıntı çekeceğini zannetmiyorum.  İlginç olan Batılıların “zombileri” nereden kopyaladıkları. Her ne kadar Kurandaki “kabirden kalkışlar” zombilerle alakasız olsa da zombilerin kabirlerden çıkması insanın ilk dirilişle ilgili hayal gücünü geniş tutmasına olanak veriyor.

            Aman Allah’ım ne muazzam bir sahne. Çocuğunla eşinle milyar yıl önceki dedelerinle belki milyarlarca yıl sonraki torunlarınla ananla babanla dünyada belki göremediğin minik kardeşinle ve her şeyden önemlisi bu zamanlar için seni uyarmaya çalışan PEYGAMBERLERİNLE yaratıcının huzurunda çırılçıplağız. Allahtan gelmiştik tekrar ona döndük.  Kabirlerden kalktık  teker teker…işte o kalkış anı buyurun Kuran: “…o  gün yerden (kabirlerden) çıkarak  hızla koşmaya başlarlar… sanki onlar dikili bir şeye yönelmiş gibidirler .Başları boyunları üstüne kaskatı dikilmiş, göz kapakları kıpırdamaksızın korkudan dolayı zihinleri bomboş bir halde koşuşurlar….O gün, en ufak bir sapma göstermeden çağırıcıya uyarlar. Sesler Rahman’ın huzurunda kısılmıştır; fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.” İlk kalkışta ağzımızdan dökülen söz şu olur: “elhamdülillah!” saf, şaşkın, korku dolu bir halde iken kendi aramızda  fısıldaşarak şöyle konuşuruz  : “ on gün kadar bile kalmadık (dünyada)…yalnızca bir gün kaldık…”  Allah bunun üzerine şöyle der: “… bir saat kadar kalmış gibidirler….halbuki Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!”

    O gün belli bir yöne doğru gayri ihtiyari hızla koşarken insan halleri  farklı olacak. Dünyada iken Allah’a inananlar,  mütevazı  hayat yaşayanlar,  Allaha teslim olanlar,  erdemli yaşayanlar, yalansız dolansız yaşayanlar, kabirlerinden çıkıp hızla koşarken nasıl olacaklar? İşte Kuran: “O gün, mü’min erkekler ile mü’min kadınları, ışıltıları  önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. “Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir.” İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk  budur.( (Hadid Suresi, 12)… Onların yüzlerinde ne bir karartı ne de  sararma, ne de bir zillet (görülmeyecek), işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.( Yunus Suresi, 26-27)… … O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar. Derler ki: “Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, her şeye güç yetirensin.” (Tahrim Suresi, 8)

    Peki hızla koşarken Allaha inanmayan ve berbat bir hayat yaşayanlar,zalimler, haksız yere öldürenler, fitne fesat çıkaranlar  vs.onlar nasıl  olacaklar? İşte Kuran:” … O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: ” (Ne olur) Bize bir bakın, sizin ışıltınızdan birazcık alıp-yararlanalım.” Onlara: “Arkanıza (dünyaya) dönün de bir ışık arayıp-bulmaya çalışın” denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azab vardır. (Hadid Suresi, 13)… Gözleri ‘zillet ve dehşetten düşmüş olarak’, sanki ‘yayılan’ çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar. (Kamer Suresi, 7)… Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: “Bu, zorlu bir gün.” (Kamer Suresi, 8)… Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur. (İbrahim Suresi, 43)

    Tabi herkes kendi derdine düştüğünden eşim, çocuklarım, annem, babam kardeşlerim  vs. düşünecek hal yok. Dümdüz her şey…tek tek ,fert fert…bağlar yok.. kendim ve Allah!!  Ancak akrabam tanıdığım eşim babam çocuğum değil ; inananlar ve inanmayanlar var! İki taraf o hengamede o  telaşta birbirini görüyor!  Biri gayet emin, güvenli, mütebessim, diğeri sararmış, korkulu, tedirgin. ben hangi tarafta isem… işte Kuran : “…kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar,
    Annesinden ve babasından, eşinden ve çocuklarından, O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır.
     (Abese Suresi, 33-37)

    Diriliş gününde zelil duruma düşmüş olanlarla kurtuluşa ermiş olanların kendi aralarında yapacakları konuşmalar da Kuranda anlatılır. Ancak Kuran o diriliş gününün geleceğini dünyada iken  inançsızlara haber verir. Ve bu anlatış muazzam bir şekilde SAFFAT suresinde resmedilir. Öylesine ihtişamlı bir giriş yapılır ki Kuranda; bu harikuledelikleri anlatanın anca “deli” olabileceği dillendirilir. Peygamber saçmalıyor artık iyice deli divane olmuştur  kafirlerin gözünde. Nasıl olurdu?Bu garip sözler ondan nasıl sadır olurdu? Halbuki o Muhammet ,bildikleri Muhammet!  şehirdeki en “güvenilir” insan değil miydi?

    Allah mezardan çıkınca bana geleceksiniz  o zamanların  geleceğine inanın diyor Saffat’ta. Çünkü sen basit bir insan olduğunun farkına var. Bileşenlerinde balçık olan basit bir maddeden yaratıldın. Bil ki senden başka uçsuz bucaksız kainatlar, sıra sıra dizilmiş görevli  melekler,  ateşlerden yapılmış şeytanlar,  o hırsız  şeytanları delip geçen ışınlar var. Ateş topu yıldızlar, insanları tehlikelerden koruyan  sema  var. Uzaylarda dönen gezegenler, farklı boyutlarda insanların asla bilmediği   nice durumlar var! Bunları yaratmak mı zordur yoksa küçücük insanı yaratmak mı? Sen küçücük bir dünyada küçücük bir insan olduğunu bil! Haddini bilerek yaşa ki tekrar dirilince hakir duruma düşme!  Ne var ki  tüm bunları öğrenen Hz.Muhammet hayranlık içinde şaşırmışken onlar : “bunlar sihirbaz sözleri” diyerek alay ettiler ve  “ne yani öldükten sonra tekrar mı dirilecekmişiz (!) “ dediler.  Halbuki inansalardı ne kaybederlerdi ?…

    İşte o an gelip çattı insanlar tek bir çığlık ile  mezarlardan çıktılar ve bakındılar!

     Ve sonra İnançsızlar yan yana geldiler ve başladılar fısıltı ile konuşmaya : “ eyvah! Bugün yargı günü..”  bir taraf (iyi gibi görünüp) bizi siz ayarttınız dedi; suçlanan taraf ise  hayır biz sizi zorlamadık zaten siz azgındınız(bizim dediğimizi yapmaya meyilliydiniz)dediler ancak; suçlanan taraf ikna olmayınca, “doğru! biz sizi yoldan çıkardık ; çünkü biz gerçekten çok sapkındık” dediler.  Sonra kendi aralarında Allah’ın vaadi yerine geldi hep beraber boyun büküp “azabı tadacağız çare yok” dediler.

    Ve sonra kendini Allaha adamış olan inançlılar yan yana geldiler ve  başladılar fısıltı ile konuşmaya : biri diğerine; “dünyadayken benim bir arkadaşım vardı bana sen de mi öldükten sonra dirileceğine inanıyorsun…ölüp toprak olduktan sonra bir de dirilip hesap mı vereceğiz derdi” dedi ve yanındakilere;  işte ben o kişinin cehennemdeki son halini gördüm.  dünyadayken az kalsın beni de kendine çekecekti ben şimdi onun gibi cehennemin ortasında kalacaktım. Allah korudu da ben ona uymadım.” Dedi. Sonra kendi aralarında birbirilerine “biz bir daha ölmeyecek miyiz” diye (belki şaşkınlık ve sevinçle )sordular. (belki içlerinden biri) “hayır bir daha ölmeyeceğiz (kardeşlerim)” dedi. Hep beraber “işte en büyük saadet,kurtuluş” bu dediler.  

    Bu diyaloglar bu şekilde oluyorken Allah dünyada biz yaşayan insanlara bu örnekler üzerinden şöyle diyor: “(artık dünyada yaşayanlar) Böyle ebedî bir saadet için çalışsınlar..”

    Sorgulamalar bittikten sonra inançsızlar Cehenneme inançlılar ise ebedi kalacakları Cennete gönderilirler.

  • Devlet ve Amaç

    Yazan: Özcan Atar

    Devlet adı verilen büyük mekanizmanın baştan aşağıya sorgulanması dizayn edilmesi görev alanlarının tam anlamıyla tespit edilip dişililerin düzenli ve akışkan bir şekilde işletilmesinin sağlanması gerekiyor. Tabi bu temsil yeteneği çok güçlü bir iradenin uzun soluklu çalışmasıyla ancak üstesinden gelinebilecek bir durum.

    20. yüzyılın başlarında belirlenmiş pek köhneleşmiş kurallar bütününün tekrar ve acilen incelenip belirlenmiş olan çağ problemlerinin bir an önce çözülmesi gerekiyor. Beyinlerde oluşturulmuş ama kağıt üzerine düşmemiş teoriler ya da kitaplarda kalmış ama pratiğe geçmemiş bilgiler anlamlandırılmalı yararlı hale dönüştürülmelidir.

    Devleti teraziyi tutan bir el olarak düşünmek zorundaysak ki öyledir. Bu terazinin bir kefesinin devamlı yukarıda kalması da benzersiz bir adaletsizliği gösterir. Toplumlar bu dengeyi kendileri sağlamak zorunda kaldıklarında ortaya çıkacak yangının kaç yıl devam edeceğini tahmin etmek de zor. Suriye’de ve diğer ülkelerde çıkan isyanlar hepimizin gözü önünde. Tabi bunlar bizim için bir tiyatro değil.

    Onca büyük hacimli kitaplar engin düşünceler teoriler tezler vs. hep insanların gündelik küçük sorunlarının çözülmesi amacıyla üretilir. İnsanlar mutluluğun peşindedirler bu dünyada. Nafile bir bekleyiştir bu aslında ama gerçek gibi yaşanılan bu algılar dünyasında sanal yaşamlarımızın bize sunacağı sevinçler mutluluklar hayal kadar gerçektir de aynı zamanda . Gündelik çaresizliklerimize çareler sunup insana mutluluk vermesi için büyük karmaşık devlet sistemleri oluşturma çabası bir o kadar paradoksal durumdur hakikatte. Devletler, kanunlar, çabalar , arayışlar, buluşlar, fikirler fiziken küçük manen büyük insanın gözlerinden hüzünle bir damla yaş çıkmasın tık tık atan kalbi ızdıraplar içinde çırpınmasın diye değil midir?

    Toplumların oluşturduğu ruhsuz mekanikleşmiş devlet sistemleri ne kadar acımasız ve hoyratça ise gönüller o kadar yıpranmakta mutsuz insan cennetleri o kadar çoğalmaktadır. Daha bebeklikten başlayan esir olma ölünceye kadar devam etmekte insanın özgürlük arayışı da hiç bitmemektedir. Çalışıyorsunuz çabalıyorsunuz her yönünüzden ablukaya alındığınızdan “mutluluk” için “diğer alem”i beklemek mecburiyetinde kalıyorsunuz.

    Bireylerden yola koyularak oluşturulan Platon’cu devlet sisteminde en ilkel anlamıyla işçilerin (özel sektör çalışanlarının hepsi ki kamuda olanlar korunma kapsamındadırlar haliyle ), bilge ( yöneticiler-devlet içindeki alt-üst memur bürokrat,hakim savcı vs.) ve askerler (paşalar her rütbedekiler vs.) için çalışıp kanaatkar olmaları gibi bir anlayış bugün pratikte uygulanma şansını yakalamış ve kapitalizm ile belki Platon’un safça iyi niyetle söylediği bu sistem daha ileri giderek toplumun tepesinde “öğütme” görevini yapmaya devam etmektedir.

    Şu da söylenebilir ki doğrudur sistem/devlet, düzen, kısıtlama aynı zamanda özgürlüğün en geniş manada kullanılması için gereklidir. Evet özgürlük mutluluktur ve özgürlük için de sınırlar gereklidir ancak bu sınırlar ne kadar olmalıdır nasıl olmalıdır kime göre neye göre olmalıdır. Milyarlarca beyinden milyarlarca sınırlama kısıtlama fikirleri çıkarsa o zaman da “özgürlük” sorunu nasıl çözülecek. Var bunun cevabı ancak bu başlıbaşına bir konu.

    Bizim devlet sistemi kendi reflekslerinin içinde çözümler bulmuş ve kendi dairesi içinde kendi bireylerini kalkanla koruma görevini hakkıyla yapmaya çalışırken ötekileştirdiği kitleler ile arasını iyice açmaya başlamıştır. Ta Osmanlıdan hatta daha öncesinden gelen bir gelenek olarak gelen “devletin yüceliği” meselesi hala devam etmektedir. Pekala bu devam etsin ancak artık bu mekanizmanın da artık yağlanmaya yenilenmeye bir ihitiyacı yok mu? Elbette var.

  • Mutluluk Bizden Çalınıyor

    Yazan : Özcan Atar

    Artık anlaşıldı ki bu ülkede her gelen hükümet Milletine illallah çektirmeye yemin etmiş.  Önemli olan mutluluk değil mi? Evet. Bu mutluluk nasıl elde edilir. İnsanların ihtiyaçlarının karşılanmasıyla. Nedir bu ihtiyaçlar:

    1.Sağlık

    2.Ekonomik istikrar

    3.Sosyal düzen

    4.Sorunları gideren her şey.

    Bu dört madde genel anlamda iki “şey” üzerine varlık buluyor.

    1.Bireyin kişisel özelliklerinin, donanımının seviyesine göre gösterdiği eylem ve duygular

    2.Tüm bireylerin, düzen ve istikrarı için  geliştirdikleri sistem olan devlet.

    Birey başattır.  Devlet, bireyin mutluluğu için oluşturulmuş bir mekanizmadır. Mekanizma (devlet) düşünce ve eylemlerin etkisiyle hareket kabiliyeti kazanır. Her bir birey sistemin kendisini yemesini asla istemez fakat mekanizma  hoyratça bireye saldırırsa o zaman sonuçların nerelere evrileceği nerede başlayıp nerede duracağı kestirilemez.

                    Şimdi AKP maalesef mekanizmayı doğru kullanamıyor. Sistemi (devleti) koruma  güdüsüyle halbuki bireyler artık usanmış durumda. Halk şimdi tam bir sıkışmışlık yaşıyor. Zenginler ile devlet arasında. Devlet içinde birileri insanların sinir uçlarına dokunuyor. Yazık!

                    İki örnek :

    I. Araba

    II. Yurt dışı Alışveriş

        I.Araba: Almak mümkün değil alınsa da çok çok fahiş fiyatlara alınıyor. Ne basiretsizlik. Zorbaca. Biz içerideki üreticiden araba almaya zorlanıyoruz. Alabiliyor muyuz? Hayır. Neden çünkü patenti dışarıdan üretimi içeriden oluyor ve bu arabayı alırken

    A.Üretici

    B.Devlet (yani hükümet)  

            Aralarında anlaşmışlar , anlaşma da aşağıdaki gibi:

    Araba üreticisi  Türkiye de üretecek ve satacak. Satınca :

    Patent hakkı masrafını  

    Diğer  tüm giderleri arabaya yansıtacak

    Kar elde edecek.

    Karından devlete ödeyecek. Zaten tüm giderlerin içinde devlete vergi veriyordu. Tekrar ve tekrar vergiler ödeyecek. KDV vergi, ÖTV vergisi vs. vs.

    Devlet üreticiye sen üretmeye karından bana vermeye devam et ben de Türk halkının sadece senden alması için yasalar çıkarayım.

    Dışarıdan araba almak yasak değil ama alırsan aldığın araba kadar da ben alacağım diyor devlet. İnsanlar duruyor. Ya da İtalya’da  10 bin birimse Türkiye’de 30 bin birime araba alıyor. O da en düşük paketten.Bazı araba çeşitlerini biz bilmiyoruz. 

    Devlet kar ediyor.

     Her iki durumda da kar etmeyen sadece “millet” oluyor. İlginçtir ki devlet kendini türeten bireye zorbalık yapıyor. Yıllardan beri hiçbir hükümet bu sistemi düzeltemiyor ya da düzeltmiyor.

    II. Alışveriş

     Dijital alışveriş siteleri çıkalıdan beri online  hareketlilik arttı ve gerçekten de insanlar bu durumdan mutluydu. Araba alamasalar da basit ihtiyaçlarını alarak mutlu oluyorlardı. Ancak 1 Mayıs 2022 tarihinden sonra artık gümrüklerden geçen bireysel alışverişlerden %30 vergi alınmasına karar verdi devlet. İnanılmaz. Vergi büyük ticaret yapan ticari işletmeler için değil sadece bireysel 100-200-300 dolarlık eşya alanlar için geçerli. Artık Türkiyede bilgisayar almak çok pahalı. Telefonlar hakeza.  Firma toptan bilgisayarları getirmiş istediği fiyata satıyor. Fiyat ortalama 8000-10000 tl civarımda. Birey kendisi Amazon ya da Aliexpressten almak istese 3 bin-5 bin tl. Oradan alıyordu. Hatta öyle sitede her gördüğünüzü de alamazsınız vergisini verseniz de alamazsınız. Mesela telefon alamazsınız. Evet artık dışarıdan bir eşya almanızın esprisi kalmadı çünkü ZENGİN ile DEVLET gene anlaştı. Al gülüm ver gülüm.

    İlginç olan 10 binlerce çeşit üründen Türkiye de hep en eski olanı Firmalarca içeriye girdiriliyor aynı arabada olduğu gibi. Türk insanı her tarafından çevrelenmiş durumda maalesef. Aşağıya insanların yorumlarını alıntılıyorum. İnsanlar tek kelimeyle “mutsuz”lar. Aynı benim gibi.

    Alıntılanan site : donanımhaber.com. (link: https://www.donanimhaber.com/yurt-disindan-siparis-edilen-urunlerin-gumruk-vergisi-artti–146241

    gcb1903(Gökhan BEDİR)4 hf. :

    Öyle Urfa’ya bedava elektrik vereceğim, Selo’yu salacağım diyeceğine muhalefet çıkıp “imei kayıt ücreti denen fahiş zorbalığı sonlandıracağız” dese iyi olmaz mı?

    “Gençlerin ve gelir grubu düşük vatandaşların yurt dışından uygun fiyata bir kaç dolara aldığı ürünlere getirilen bu zorba vergi saçmalığını kaldıracağız” dese daha çok hoşunuza gitmez mi?

    Tüm Fetö tutuklularını salsa mı yoksa bireysel kullanıcının temel ihtiyacını giderecek kadar teknolojik ürünü almasına vergi almaması mı daha çok hoşunuza gider?

    Anlamıyorum bu muhalefeti ben. Şu anda garibanın, öğrencinin, yoksulun sırtına kırbaç vuran bir iktidar var. Muhalefet Pkk’lı haklarından, Pyd’lilerin uğradığı haksızlıklardan, kaçak elektrik kullananlara bedava elektrik gibi abudik gubidik şeylerden konu açıyor. Bizim sorunumuz bu değil. Bizi kırbaçlayan bir iktidar var. Varı yoğu kendi burjuvası ile amuduyla götüren bir iktidar var. Ama muhalefet lideri çıkıp alakasız ve garip şeyleri vaat ediyor.

    İsteklerimiz basit.

    1- İSS hizmeti veren şirketler alt yapı yatırımı yapmaz zorundadır. Bu şirketlerin yapmadığı yerlere bizzati kamu kendi yatırım yaparak tüm ülkeye en az 100 mbit sağlıklı interneti sağlayacak alt yapıyı kuracaktır.

    2- 2 senede 1 kere insanların aldığı telefon (çıkar göster diyen dayılara en çok) vergiden muaf tutularak en temel ihtiyaçlardan biri olan telefona ulaşım kolaylaştırılacak.

    3- İnternet hizmeti fahiş fiyatlara değil herkesin makul şekilde ulaşacağı fiyatlara sağlanacak.

    4- Yurt dışından 100 dolar (bu fiyat tartışılabilir) altına verilen siparişlerden gümrük vergisi, gümrüğe sunum ücreti gibi garip adlar altında ya da başka hiçbir ad altında ücret talep edilmeyecek.

    5- İmei kayıt ücreti denen saçmalık anında son bulacak. İmei kaydı güvenlik için zorunlu olabilir lakin bir ücrete tabi olmayacak.

    6- GSS gönüllü olacak. 5 milyon genç erkek zorla borçlandırıldı, hepsi silinecek ve sadece isteyenler bu hizmeti almaya devam edecek.

    7- Her sene bedava kitap saçmalığı son bulacak. Emanet kitap verilecek. Sene başı verilen kitap teminatla teslim edilecek ailelere. Sene sonunda bir zarara uğramadan ve yeniden kullanıma uygun şekilde geri alınacak, bir tahribat varsa kitap ücreti veliden tahsil edilecek.

    8- Özellikle meslek lisesi öğrencilerine devletin staj bulma zorunluluğu olacak. Gerekirse yasa ile her şirketin kendi alanında stajyer çalıştırma zorunluluğu olacak. Öyle göstermelik 1 2 tane değil, her öğrenci stajını düzgünce tamamlamak zorundaysa bu zorunluluğu devlet sağlayacak.

    9- Kayıp kaçak bedeli denen saçmalık, hanelerde elektrik, su, telefon gibi temel ihtiyaçlardan alınan KDV, ÖTV vs gibi tüm vergiler kaldırılacak. Kaçak kullananlara “biz iktidar olursak size artık hep bedava olacak” değil, “biz iktidar olursak kaçak kullananlara hapis cezası vereceğiz” denecek.

    10- X parti gençlik kollarından değil Türkiye’nin hiçbir siyasi partiyle işi olmayan gençlerinden taleplerini iletebilecekleri platformlar kurulacak. Bu platformlar göstermelik değil gerçekten işe yarayan yerler olacak.

    Şu maddeler ile Z kuşağı muşağı değil tüm gençlerin gönlüne girersin. Ama bizimkiler ne yapıyor? Selo’ya özgürlük vereceğim (yeniden yargılanacak, bağımsız yargı falan değil direkt ben dedim olur kafası devam edecek yani), Fetöcüleri salacağım, kaçak elektrik kullananlara elektriği bedava vereceğim (babasının malı ya, verir tabi) gibi garip açıklamalar yapıyor. Ölümü gördük sıtmaya razıyız diye kendini “tercih edilen” sanıyor. Bilmiyor ki millet öyle bir sıkışmış durumda ki Akp’den karşısında tuvalet terliği, sarı olan, plastik, bir tarafı kompuştur hani, ayak dışarı çıkar, basamazsın yahu, yani giyemezsin de ayağını sürürsün üstüne basarak, işte o derece pis, çirkin tuvalet terliği aday olsa ona oy verme kıvamına geldi. Yok mu şu ülkede bir tane Allah’ın kulu çıkıp şu vaatleri versin. Yoksa aynı tas aynı hamam devam edecek mi demek istiyorlar? Nedir bu gençliğin çektiği?

    Lee-on!(Levent)4 hf.

    Yillar oldu, eskiden ebay ile sipariş geçerdim. Paypal a rest cekilmesinden sonra ebay bitti. Sonra AliExpress den devam ettim. Simdi onu da bitirdiler. Sanki ulkede bi b.k uretiliyor da, bir de vergi aliyorlar disardan alacagin seye. Ha al yine ama bir adabı mantigi olur. Kafasına estiklerinde 10 10 vergi iteliyorlar… Ali babanin çiftliği oldu ülke..

    Bella Ciao(Cemal Yazgan)4 hf.

    Milletine bu kadar düşman bir hükümet görülmemiştir..yüzde 30 nedir..Allah ıslah etsin .

     kadirsu(abdulkadir mahmut su)4 hf.

    yazık bize vallahi çok yazık bize.araba alamıyoruz,yakıt alamıyoruz,telefon alamıyoruz,ev alamıyoruz,tatile gidemiyoruz,ailenle hafta sonu bile bi yere gidemiyoruz,giyim kuşam gibi ihtiyaçlarımızı zar zor karşılar olduk,yurt dışına gidemediğimiz gibi artık yurt dışından bi şeyde getiremiyoruz.niye,yönetenlerimiz böyle uygun gördüğü için.iğrenç mobilyalı evlerinde daha da lüks içinde oturmaları için…1 sene daha sıkalım bakalım dişimizi

     StaatSanWalt(FFF)4 hf.

    Vallahi sırf dışarıdan ucuza tek birşey alıyorduk ilk önce parayı hiç ettiler şimdi vergi üstüne vergi koydular yahu sizin derdiniz ne bu Türk milleti ile ya? Vay arkadaş dünya tarihinde eşi benzeri yoktur kendi milletine bu kadar düşman olup bu kadar destek gören tek iktidar yoktur

    MMiu(miu)4 hf.

    El süpürgesi aldım xiaomi, hepa filtresi ülkede yok. Aliexpress den almıştım, bu tarz basit ihtiyaçlar için neden soyulmalı vatandaş, aliexpress de şöyle bir gezinince görüyorsunki Türkiye ve diğer ülkeler diye artık ayrım var, ya yollamıyorlar, ya da bazı koşulları var ya da kol gibi vergi. Eskiden ucuz ürünler kargosuz vergisiz eve kadar gelirdi, ucuz dediğim en az 100$, düştüğümüz hallere bak. Birde vergi toplayıp çar çur etmeseler helal olsun diyeceğim de durum ortada, vergi konusunda bu kadar saçmalık çaresizlik göstergesi, ülkece okeye dönüyoruz, yakında piston aşağı oluruz…

  • GERGA

    https://knotsofancientoriginaydin.com/2021/01/15/gerga/

    Presentatin on the project: Zeynep TOKER

    GERGA

    1.Introduction

    How well do we know the history that lies beneath the ground where we live ?

    That’s the question we’re looking  for answers to. We want to explore our history, introduce the lesser-known or unknown sites by taking this opportunity that comes to our  feet today. But we didn’t think we’d get started so soon. When we first heard about Gerga, it was totally new to us. It’s a bit shame for a person who has lived in Aydin for many years. However, isn’t it fascinating to discover such a mysterious site on top of the paths  we often take? So are you ready?

    In this corner of our site we will introduce Gerga, a sacred place,  to you.  Now let’s find out some information on the subject.

    2.Brief History

    Gerga is an important center that reflects ancient Carian culture. The word ‘GERGA’ or ‘GERGAS ’written on the Stones in Cyrillic alphabet mean God or Goddess. It was a common area that all ancient cities in the Carian region consider Gerga sacred. It proves how important the city was. The temples that are still standing are made of large cut Stones. Due to the fact that many illegal excavations were carried out by treasure hunters, Aydin Provincial Directorate of Culture and Toursim has put it under protection. Fort he last 2 years, Assoc. Prof. Dr Murat Chekilmez from the Department of Archaeology at Adnan Menderes University has been conducting his research on Gerga. According to his research results and excavations, it stated that Gerga was a sacred place for people nearby its surroundings. In other words, it has played a vital role as a temple where people come to make a wish and sacrifice an animal so that their dreams can come true. During the field trip to Gerga, we could see that tremendous work of clearance and excavation has been done by Murat Chekilmez. We are grateful for his work.

    GERGA

    3. IMPORTANCE   

    Looking at its historical traces, we could say that Gerga is a historic sanctuary waiting to be discovered. Since other civilizations in the Carian region used Gerga as a common area, we think that the excavations will guide us to  recognize other civilizations too. It’s impossible not to be impressed! Gerga, a place to worship on top of the hills with its temples, animal statues, writing on the stones will attract a great number of local tourists across the Turkey and foreign tourists from around the world. This will be beneficial for both local and national economy.  We hope everyone will value and preserve this treasure of our local community greatly so that our next generation nationwide and worldwide could enjoy it.

    1.Giriş

     Yaşadığımız yerlerin altında kalan tarihi ne kadar tanıyoruz?

    İşte biz bütün bu soruya cevaplar arıyoruz. Bugün ayağımıza gelen bu fırsatı değerlendirerek biz de tarihimizi keşfetmek, bilinmeyenleri ortaya çıkarmak ve insanlara fayda sağlayacak şeyler yapmak istiyoruz. Ama işe bu kadar erken başlayacağımızı düşünmemiştik. Gerga’yı ilk duyduğumuzda sanki Aydın’da yaşamıyormuş gibiydik. Sık sık geçtiğimiz yolların üstünde böyle bir kutsal alanın keşfedilmesi çok etkileyici değil mi? Şimdi ise işe koyulduk ve araştırmaya başladık. Peki sen bizimle misin? Biz de geçmişimizi öğrenerek güzel yarınlar inşa etmek istiyoruz. O yüzden bu projedeyiz!

    Sitemizin bu köşesinde size Gerga’yı tanıtacağız. Şimdi konuyla ilgili biraz bilgi sahibi olalım.

    2.Tarihçe

    Gerga, Karya kültürünü yansıtan önemli bir merkezdir. Karya bölgesindeki bütün antik kentlerin kutsal saydığı ortak alan olması kentin ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu kanıtlar nitelikte. Hala daha ayakta olan tapınakları, büyük kesme taşlardan yapılmış; alınlığında ise Kiril alfabesinden oluşan Gergas yazıyor. İsmini MÖ 2000. yıldan almış. Daha öncesinde defineciler tarafından birçok kaçak kazı yapılması nedeniyle Aydın İl Kültür Müdürlüğü kenti korumaya almış. Şu anda ise kentle ilgili kazı ve araştırma işleriyle Adnan Menderes Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doçent Dr. Murat Çekilmez ilgilenmekte. Kazı ve temizleme çalışmalarından sonra araştırma sonuçlarına göre Gerga civarındaki yerleşim alanlarında yaşayan insanlar için bir kutsal alan rölünü taşıyordu. Başka bir değişle, insanların oraya gelip hayvan kurban ederek dilek tutmaya ve dua etmeye geldikleri bir kutsal alandı. Keşif gezimiz esnasında Murat Çekilmez ve ekibine ait çok büyük ölçüde kazı ve temizleme çalışmalarını yaptığını gördük. Ona minnettarız ve teşekkürlerimizi sunarız.

    3.ÖNEM

    Tarihçesinden de anlayacağımız gibi Gerga, keşfedilmeyi bekleyen büyük bir hazine. Karya bölgesindeki diğer medeniyetlerin ortak alan olarak Gerga’yı kullanması nedeniyle, kazılar sonucunda bize diğer uygarlıkları tanımakta da yol göstereceğini düşünüyoruz. Bundan etkilenmemek mümkün değil! Gerekli araştırmalar sonucunda bulunan bilgiler ve çıkarılan tapınak, taş vb. şeylerle halka açılması, bize her açıdan fayda sağlayacaktır. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından yerli yabancı turist çekecektir. Bu da hem ülke ekonomisi hem dünya tarihi için yararlı olacaktır. Umarım bu cevherin değerini bilelim ve onu koruyalım ki gelecek nesil hem ülke çapında hem dünyada bunun keyfini çıkarsın.