
Yorum: Özcan ATAR
Film Adı : Manchester By the Sea (Yaşamın Kıyısında)
Başlangıç Tarihi: 2017
Tür: Dram
Yönetmen : Kenneth Lonergan
Senaryo : Kenneth Lonergan
Oyuncular: Casey Affleck, Michelle Williams, Kyle Chandler, Lugas Hedges
Ülke: ABD
Konu: Hayat
Ana fikir: Toplum ve bireyin sorunları
Lee kapıcılık yapmakta. Her işe koşmakta ama soğukkanlı ve soğuk bir kişilik olarak görünmekte. İlkin psikopat manyak bir adam olarak çıkıyor karşımıza Lee. Belki karakter olarak soğuk biridir ya da gerçek hayatta da çok soğuk biridir ve bu rol ona cuk oturduğundan başarılı bir performans da sergilemiş olabilir. Ancak ben gene de Lee’ye sıcak bakamadım film boyunca. Hayata karşı lakayt kalmak başka hödük bir karakter olmak başka. İki çocuğu yangında ölmüş karısı da yaralı olarak kurtulmuş. Bu durumda bile hüznünü kendi içinde yaşayamamış bir insan tipi ortaya çıkmış. Bu kişilik yapısı için de mutlaka bir tanım vardır psikolojide lakin bilmiyorum. Bu Casey Affleck’in sadece bu filmini seyrettim ama karakterini filmdeki rolü için değiştirmişse bravo yok zaten karakteri böyleyse işte o zaman bu aktörü Sylvester Stallone gibi hiç beğenmediğimi söyleyebilirim. Öyle bir çıkmaz ki Lee suçlu desen suçlu değil suçsuz desen suçsuz değil. Film donuk, Lee soğuk, boşandığı karısı Randi (Michelle Williams) soğuk, yaşadıkları şehir soğuk… Randi eşine karşı soğuk. Belli ki iki çocukla evde bunalmış (tipik Amerikalı kadın konusu) kocası eve gelip eşiyle konuşmak istiyor fakat Randi hastalık bahanesiyle yataktan çıkmıyor, eşine dönüp bakmıyor. Lee eşinden ilgi göremeyince arkadaşlarına yöneliyor ve tabii ki içki! Sonuç içki sarhoşluğu sarhoşluk da sorumsuzluğu sorumsuzluk da yıkıcı bir dram getiriyor. Lee dışarı markete gidiyor yürüyerek gelinceye kadar evinde yangın çıkıyor iki çocuğu yanıp ölüyor karısı Randi yaralı kurtuluyor. Filmde Randi ile yaşadıkları azaplar es geçiliyor sadece Randi Lee’yi terk ediyor. Onu hayatın içinde yapayalnız bırakıyor. Al birini vur ötekine.
İşte bu sarsıcı durumlarda yabancı filmlerdeki insan davranışları çok sakin, hayatı olduğu gibi kabul eden ve derin iç sızlamalarını içinde yaşayan boyun eğmiş olgun davranışlar görüyoruz. Yabancı filmlerde gördüğüm mezarlıklar çok temiz ve ölü mezara indirilirken kimse bağırıp çağırmıyor yas tutup yırtınmak yok hem ölüye saygı anlamında gelen herkes bakımlı temiz giyimli açıkçası bu yabancıların ölümlerini ölüyü gömüş şekillerini ve ölüm karşısındaki tutumlarını (sessizce gözyaşı döküyorlar sadece) kıskanıyorum. Bu filmi seyrettikten sonra bizim yerli diziyi seyrederken mezarlık, ölünün defnedilişi çıktı karşıma. Aman Allah’ım! İki toplumun mezarlık ve ölüm karşısındaki tavrını görünce vurulmuşa döndüm. Önceleri dikkatimi celbetmemişti ölüm ve mezarlık. Bizim ölü gömme sahnesinde bir imam var Arapça sure okuyor. Bağırıyor. Kimse de hiçbir şey anlamıyor. Bizim yerli dizimizde ölü gömülürken ölenin annesi avazı çıktığı kadar bağırıyor yeri göğü inletiyor. Be hey yönetmen! Niçin böyle vaveyla yaptırtıyorsun oyuncuya. Bu millet nasıl bu hale geldi, nerede sükûnet, nerede metanet, sabır vs. Bunların hepsi yabancılarda. Hatta yabancı derken sadece Avrupai olanları değil Uzak Doğu filmlerinde de insanlar ölüm karşısında sessizce boyun eğiyorlar. Aşırılık ne ölüyü gömerken ne de ölü evinde var. İbret verici. Biz RECEP İVEDİK leşmedik! Öyle olmamalıydı. Filmden çok saptığımı biliyorum fakat bu düşünleri film tetikliyor.
Randi rolündeki Michelle Williams bu filmde arkada kalmış ama bu oyuncu rolünü mükemmel yapıyor. “Bu Dans Senin” filminde de aldatma ihanet gibi rolünü o kadar iyi yapmıştı ki. Rol için bile aldatıyor olması insanı derinden etkiliyor. İstemsizce bu kadını görünce nefret ile üzüntü arasında bir karmaşa yaşıyorum. Bu filmde de aynısı oldu. Özellikle gözlerindeki o pişmanım ama haklıyım da duygusunu verebilmesi pes doğrusu. Keşke Michelle ’ye daha çok rol verilseydi filmde. Bana göre yeğene gereksiz yere fazla zumlanmış film. Bu tip ağır dram filmi sevenler için oldukça etkileyici bir film.


Okusana.ORG için bir cevap yazın Cevabı iptal et