Osmanlıdaki İlk Kadın Dergisi olan  “Şükûfezâr” da ELDİVEN ve YÜZÜK hakkındaki iki Yazı

Fatma Nevber isimli bir kadının “Eldiven Üzerine Yüzük Takmak Ne Oluyor? Bu Da Mı Moda?”   yazısı daha sonra bu yazıya Sezaye isminde bir bayan okurdan  gelen  “Şükûfezâr Heyet-i Tahririyesine” başlıklı yazısını aktarıyorum. İlk yazılar orijinal diliyle  daha sonra anlayabilmek için günümüz Türkçesi ile yazdım. 1886 da normal bir yazar ve okurun kullandıkları kelime ve cümlelere dikkat çekmek istedim. Dergi Kadınların yazdığı bir dergi. Kadın Hakları konusunda oldukça etkililer ve iyi eğitim görmüşler.

Eldiven Üzerine Yüzük Takmak Ne Oluyor? Bu Da Mı Moda?

Bu ser levhayı görüp de mütalâa edecek olan hanımların bize güceneceklerini ve ihtimal ki daha ileriye varacaklarını  pek ala biliyorum. Fakat biz tabi selimeye muvafık olan şeyleri kabul ve aksini reddetmek hususunda serbest olduğumuz cihetle öyle gücenmeye tasarlamaya kulak asmayarak fikrimizi dosdoğru arz-ı beyân etmeye cesaret ederiz. Gelelim şimdi maksada: Herkes maksadımız ne olduğunu bendin ser levhasından anlamıştır. Ancak biz bir şık hanımdan cevap alabilmek ümidiyle eldiven üstüne yüzük takmak ne oluyor? Sualini tekrar ederiz. Vakıa şık hanımın birçok düşünüp taşındıktan sonra vereceği cevap: “eldiven ele tesir-i hararet verir ve burûdetten muhâfaza için takılır. Bu cihetle biz denli zümreme pira-ı kalem bir edib-i ekrem bile eline takmış olsa tayyib olunmamalıdır. Sözünden ibaret olacağı bu bendin ser levhası yazılmazdan o akla gelmiş ve mukabele olmak üzere daha o zaman şu cevap hazırlanmış idi. Ey şık hanımlar! Kâğıt gibi incecik olan deriden mamul bir eldiven hiçbir vakit bir eli tesir-i bürudetten muhâfaza edemez. Zira bunu bir zaman bizde tecrübe ettik.

 İkinci cihete gelince o pamuk ellerinizi in’itaf-ı ziyâ-ı hurşidden ve daha doğrusu inzâr-ı ağyardan arzu ettiğiniz halde pek kolay saklayabilirsiniz. İşte bu cevap mülzimâne pek de saftır ve tate olmadığını âlem tasdik eder kıyas ederim. Mamafih eldiven takmayı pek de tercih etmeyiz. Ancak mesele eldiven takmak hususuna ait olmayıp eldiven üzerine yüzük takmak tabiatsızlığına dair olduğundan bir şık hanımdan muhtasaran bu hususa dair bir cevap isteriz. Acaba ne cevap verecek? Bize kalır ve kendisi dahi hicap ne demek olduğunu biraz bilir ise sükût-ı mahcubaneden başka bir şey yapmamalıdır.

Fakat yüzlerine demek gibi olmasın bizim hanımların çoğunda utanmak biraz kıtça olduğundan bu suâle de cevap vermekten çekinmezler. Çekinmezler de ne derler? İşte bunu derler: “Allah Allah sizin ne vazifeniz? Parmağımızdaki yüzüğün tastası size mi düşmüş. Yüzüğünüz varsa siz de takınız. Çok şey! Artık bu kadar kâmillikte hiç görmedik”

Bu cevabın ne kadar ruhsuz ve soğuk olduğunu tarife hamiyet göremem. Bundan anlaşılıyor ki hanımlarımız zevk-i selim eshabına nefret-bahş olan bu adeti – mücerred kıymetli yüzüklerini âleme göstermek ve bu cihetle zengin olduklarını anlattırmak için- iltizâm ediyorlar.

Halbuki bu hal bilakis kendilerini “sonradan görme” ve şayet böyle olsalar bile bu nâm ile tavsif ettireceğini hiç hatıra ve hayale getirmiyorlar. Âlem yüzük seyretmek, ötekinin berikinin servetini tahmin etmek delisi olmadığını kendileri de tasdik etmelidirler. Bu merakta bulunanlar varsa sabahtan akşama kadar kuyumcu dükkanlarının önünde dolaşabilirler. Fakat ümit etmem ki bu hareketi baleliltizam tecviz edecek bir âdem bulunsun. Halasa-ı kelam hanım hemşirelerimiz cüdan-ı mazmun olan bu görenekten el çekseler ve bilahire engüşt-i itiraza takılmaya kesb-i istihkâk etmeseler daha hayırlı olur zannındayım. İnşallah metin olurlar. Bu makalemin hüsn-i tabiat sahaları olan hanım efendiler tarafından husn-i kabul olacağını görmekle iftihar edeceğim.

Fatma Nevber

Şükûfezâr Heyet-i Tahririyesine

Hanım kardeşlerim!

“Şükûfezâr” nâmındaki risâlenizin üçüncü cüzini lahz ederek mütâlaa eyledim. Derece-i gayeye varan memnuniyetle beraber teşekküratımı arz eylerim. Risâle-i müzekkiredeki “temâşa” yı hakikaten acizeleri dahi şâyan-ı takdir gördüğümü beyân ederim. “Şükûfezâr” ınızı kemâl-i ta’zim ile kıraat etmekte iken [s.56] şimdiye kadar mutaassıbe bildiğim bir hanım efendi kalbe-i ihzânımı teşrif ettiler. Teşriflerinden memnun değil bilakis mahzun oldum. Yeni baştan “Şükûfezâr” ı okumaya başladım. Eldiven üzerine yüzük takmak modasına gelince bizim hanımda bir tebessüm bu tebessümün nihayetinde bir hande-i istihza görülmesin mi? Ondan sonra ne söylerse beğenirsiniz. Mademki hanımların gücüne gidecekmiş niçin tahrir etmiş. Etmiş de moda lafzını tahrire neden mecbur olmuş. Ortalıkta moda olduktan sonra eldiven üzerine yüzük neden takılmasın. Bir insanın eldiven istimsal etmekten muradı yalnız o nazik ellerini güneş yakmasın için değil, güneşin şiddet-i hararetinden muhafaza ve hem de nâmahremden ihtiraz içindir. Eldiven ancak şeref-i İslamiyeti bir derece daha tezyid etmekte olduğu için eldiven istimaline moda denilmekte büyük cesaret gösterilmiş. Yüzük takmak ise sairlerine göstermek için olmayıp muradımız yüzüğün eldiven altında kalması caiz olmayacağından mecburi takıldığını göstermek hem moda bizde de bulunsun hem de yirmi yirmi beş yahut yüz liraya mübaye olunan yüzüğe cihân nazar etsin içindir. Ârife hanımın âdeti [s.57] her mübaye ettiği eşyayı sandıklar derununda ve yüzüğü dahi eldiven altında mahbus etmek mi imiş? Eyvah! Eyvah, birkaç kere tekrar ettikten sonra şehrimizden ya eldiven ya yüzük, ya moda kalkmadıkça iş sırasına giremez diye söze hitam verdi.

Acizeleri iktidarsızlığımdan dolayı bir cevap vermeye muktedir olamadığımdan mahzun mahzun yüzüne baktım. Hanımefendinin sözlerini dinlemekten usanmış olduğumdan fena halde ma’zub oldum. Benim halime bakarak hanım efendide kalktı gitti. Ben yine sevgili Şükûfezârımı temâşâya devam ederek ahlak-ı hamîdenizi ciyâdet-i fikriyenizi fevkalade parlak buldum. Her sabah yatağımdan kalktığım vakit en evvel gözüme görünen Şükûfezârınızdır. Alıp bira göz geçirmedikten sonra elbisemi giymiyorum.

Bu varaka-ı acizanemi Şükûfezâr risâle-i matburenizde mütâlaa edersem bahtiyar olacağımdan başka derece-i nihayete size minnettar olacağımı arz eylerim.

Sezaye

Günümüz Türkçesi ile

Eldiven Üzerine Yüzük Takmak Ne Oluyor? Bu Da Mı Moda?

(Yazan: Fatma Nevber)

Bu başlığı görüp de yazıyı okuyacak olan şık hanımların bize güceneceklerini ve ihtimal ki daha da ileri gidip hakkımızda ileri geri konuşacaklarını [s.44] pek ala biliyorum. Fakat biz, temiz ve doğru bir yaratılışa (sağduyuya) uygun olan şeyleri kabul edip aksini reddetmek hususunda özgür olduğumuz için, öyle gücenmelere, tasalanmalara hiç kulak asmayarak fikrimizi dosdoğru ifade etmeye cesaret ederiz.

Gelelim şimdi asıl maksada: Herkes ne demek istediğimizi yazının başlığından anlamıştır. Ancak biz, şık bir hanımdan mantıklı bir cevap alabilmek ümidiyle şu soruyu tekrar ediyoruz: “Eldiven üstüne yüzük takmak ne oluyor?”

Aslında, şık bir hanımın bu konuda çokça düşünüp taşındıktan sonra vereceği cevabın: “Eldiven ele sıcaklık verir ve soğuktan korumak için takılır. Bu bakımdan, bizim gibi kibar zümreye mensup olan ve kalemiyle süsler yaratan yüce bir edebiyatçı bile eline eldiven takmış olsa bu ayıplanmamalıdır” sözünden ibaret olacağı, daha bu yazının başlığı atılmadan önce aklıma gelmiş ve o düşünceye karşılık olmak üzere daha o zamandan şu cevap hazırlanmıştı:

Ey şık hanımlar! Kağıt gibi incecik deriden yapılmış bir eldiven, hiçbir zaman bir eli soğuğun etkisinden koruyamaz. Zira bunu bir zamanlar biz de bizzat denedik ve tecrübe ettik!

[s.45] İkinci noktaya gelirsek: Eğer o pamuk gibi ellerinizi güneş ışınlarının yıpratmasından ve daha doğrusu yabancıların (namahremin) bakışlarından sakınmak istiyorsanız, bunu (eldivensiz de) pek kolayca yapabilirsiniz. İşte benim bu cevabım son derece susturucu, net ve sade bir gerçektir; nitekim bütün dünya da eldivenin soğuktan korumadığını tasdik eder. Kaldı ki biz eldiven takılmasını da pek tercih etmeyiz.

Ancak buradaki asıl mesele eldiven takıp takmamak hususu değil, eldivenin üzerine yüzük takmak gibi büyük bir zevksizlik ve görgüsüzlüktür. Bu yüzden şık bir hanımdan kısaca bu hususa dair mantıklı bir cevap isteriz. Acaba ne cevap verecek? Bize kalırsa, eğer kendisi utanma ve haya ne demek olduğunu birazcık biliyorsa, mahcup bir şekilde susmaktan başka bir şey yapmamalıdır.

Fakat yüzlerine söylemek gibi olmasın ama bizim hanımların çoğunda utanma duygusu biraz kıt olduğundan, bu soruya da hiç çekinmeden cevap verirler. Çekinmezler de ne derler? İşte tam olarak şunu derler: “Allah Allah, sizin üstünüze vazife mi? Parmağımızdaki yüzüğün tasası size mi düşmüş? Yüzüğünüz varsa siz de takın! Çok tuhaf! Artık bu kadar kâmillik (bilgiçlik) de hiç görmedik!”

[s.46] Bu cevabın ne kadar ruhsuz, boş ve soğuk olduğunu tarif etmeye bile gerek görmüyorum. Buradan açıkça anlaşılıyor ki, hanımlarımız sağduyu ve güzel zevk sahiplerine tiksinti veren bu çirkin adeti —sırf kıymetli yüzüklerini millete sergilemek ve bu yolla ne kadar zengin olduklarını herkese anlatmak için— inatla sürdürüyorlar.

Halbuki bu hareketin, aksine kendilerini toplum gözünde “sonradan görme” durumuna düşüreceğini ve bu lakapla anılmalarına yol açacağını hiç hatırlarına ve hayallerine getirmiyorlar. Kendileri de kabul etmelidir ki, dünya el alem yüzük seyretmek, ötekinin berikinin servetini tahmin etmek delisi değildir. Eğer bu merak içinde olanlar varsa, sabahtan akşama kadar kuyumcu dükkanlarının önünde dolaşabilirler! Fakat bu görgüsüzce hareketi bile isteye onaylayacak aklı başında tek bir insan bulabileceğimi ümit etmem.

Sözün kısası; hanım hemşirelerimizin, hiçbir anlamı ve derinliği olmayan bu kötü özentilerden ve körü körüne taklitçilikten el çekmelerini, ileride eleştiri oklarına hedef olup ayıplanmamalarını daha hayırlı görüyorum. İnşallah bu konuda kararlı ve metin olurlar.

Bu makalemin, gerçek anlamda güzel zevk ve asalet sahibi olan hanımefendiler tarafından iyi niyetle kabul göreceğini umuyor ve bununla gurur duyuyorum.

Şükûfezâr Dergisi Yayın Kuruluna (Heyet-i Tahririyesine)

Hanım kardeşlerim!

“Şükûfezâr” adındaki derginizin üçüncü sayısını elime alıp baştan sona okudum. Son derece mutlu olmakla beraber, sizlere teşekkürlerimi sunarım. Bahsi geçen bu dergideki o güzel manzarayı (yazıların niteliğini) aciz bir kardeşiniz olarak benim de gerçekten takdirle karşıladığımı belirtmek isterim.

Şükûfezâr’ınızı büyük bir saygıyla ve hayranlıkla okumakta olduğum sırada [s.56] şimdiye kadar aşırı tutucu (mutaassıp) olarak bildiğim bir hanımefendi, hüzünlü evimi ziyaret etti. Bu gelişinden memnun olmak bir yana, aksine üzüldüm. (O otururken) dergiyi yeni baştan okumaya başladım.

Tam “eldiven üzerine yüzük takmak” modasından bahseden yere gelince, bizim misafir hanımda bir tebessüm belirdi; bu tebessümün sonunda yüzünde alaycı bir gülüş görülmesin mi! Ondan sonra ne söylese beğenirsiniz? Şunları söyledi:

“Mademki bu yazı hanımların gücüne gidecekmiş, ne diye kaleme almış? Hadi yazmış diyelim, ‘moda’ kelimesini kullanmaya neden mecbur kalmış? Madem ortalıkta böyle bir moda var, eldiven üzerine yüzük neden takılmasınmış? Bir insanın eldiven kullanmaktan amacı yalnız o nazik ellerini güneş yakmasın diye korumak değildir; hem güneşin şiddetli sıcağından korunmak hem de namahremden (yabancı erkeklerin bakışlarından) sakınmaktır. Eldiven takmak Müslümanlığın şerefini bir kat daha artırdığı için, eldiven kullanımına ‘moda’ demekle büyük bir cesaret gösterilmiş!

Yüzük takmaya gelirsek; bu başkalarına hava atmak için değildir. Amacımız, yüzüğün eldivenin altında gizli kalmasının doğru olmayacağını düşünmemizdir. Yüzüğü mecburiyetten eldivenin üstüne takıyoruz ki hem bu moda bizde de bulunsun hem de yirmi, yirmi beş yahut yüz liraya satın alınan o güzelim yüzüğe bütün dünya dönüp baksın! Arife Hanım’ın âdeti, [s.57] her satın aldığı eşyayı sandıkların derinliklerinde saklamak, yüzüğü de eldivenin altında hapis tutmak mıymış? Eyvah, eyvah!”

Bu sözleri birkaç kere tekrarladıktan sonra, “Şehrimizden ya eldiven, ya yüzük ya da bu moda kalkmadıkça işler sırasına giremez!” diyerek sözünü bitirdi.

Ben ise acizliğimden ve bilgisizliğimden dolayı ona bir cevap vermeye güç yetiremediğim için mahzun mahzun yüzüne baktım. Hanımefendinin bu tarz sözlerini dinlemekten usandığım için fena halde canım sıkıldı ve sinirlendim. Benim bu durgun halime bakan hanımefendi de kalkıp gitti.

O gidince ben yine sevgili Şükûfezâr’ımı incelemeye devam ettim; sizlerin o övgüye değer ahlakınızı ve fikirlerinizin niteliğini fevkalade parlak buldum. Her sabah yatağımdan kalktığım zaman gözüme ilk ilişen şey sizin Şükûfezâr’ınız oluyor. Onu alıp şöy le bir göz gezdirip okumadan elbiselerimi bile giymiyorum.

Bu acizane mektubumu basılı derginiz Şükûfezâr’da yayımlanmış olarak görürsem kendimi çok bahtiyar hissedeceğimi bildirir, size sonsuz minnettar kalacağımı arz ederim.

Sezaye

Kaynak 1

  1. Edebî Eleştiri Dergisi Takvîm-i Vekâyi’den 1928 Yılına Süreli Yayınlar ve Edebiyat Özel Sayısı Aralık 2021
    Burak Çavuş ↩︎

Yorumlar

Yorum bırakın